Aylık arşivler: Kasım 2016

Surelerin Birbirleri İle Bağlantıları

 

Allah Teâlâ El Hâkim olduğu için yaptığı her işte hikmet vardır. Biz bu hikmetleri arayıp bulmalıyız. Bugüne kadar ayetleri parçacı bir mantıkla okuduğumuz için Kur’an-ı Kerimde beklenen faydayı göremedik. Örnekle açıklarsak kur’an da ki surelerin her biri bir güzergâhı takip ederek belli bir noktadan belirli diğer bir noktaya taşıyan vasıtalar gibidir. Her otobüsün numarası, güzergâhı yani kalkış ve varış yeri farklıdır. Aynı bunun gibi okuduğumuz her surenin menzili farklıdır. Bunun için de Kuran okurken önce surelerin birbirleriyle bağlantılarını ve o surenin kuranı kerim içerisindeki fonksiyonunu araştırmamız gerekiyor ki kuran okurken en yüksek faydayı sağlayabilelim. Bu bütüncül yaklaşımı sağlayalım ki biz de sahabe gibi dönüşümümüzü gerçekleştirebilelim.

İslam binasını inşa ederken Peygamberimiz (s.a.s) elindeki malzemeyle, Kuran ayetleriyle bir bina oluşturmuş. Kuran ilk inerken parça parça indiği için hangi malzeme nereye lazımsa oraya yerleştirildi. Ama şimdi Kuran bizim elimizde toplu olarak mevcut. Cam, kum, demir, çimento hepsi var. Bizim öncelikli yapmamız gereken hangi malzemeyi ne zaman nerede kullanacağımız konusunda bir tasnif yapmaktır.

kuran

Surelerin birbirileriyle bağlantıları hem nüzul sırasına göre, hem de Fatiha’dan Nas’a doğru giderken tespit ederek okumalıyız ki hem nefislerimizde hem de toplumumuzda dönüşümü sağlayabilelim. Biz böyle bir hikmet olduğunu düşünüyoruz. Sizde böyle yapabilirsiniz.

 Fatiha’dan Nas’a

Bugün ki Mushaf sıralamasına göre gidersek Fatiha suresinde hamd’e layık olanın Rabbimiz olduğuna vurgu yaparak bize önce kendimizi, sonra Rabbimizi tanıtıyor. Kulluğu Allah’a has kılmamızı ve bu konuda ondan yardım istememizi öğütlüyor. İhdinassıratel mustakiym duasıyla O’ndan doğru yolu göstermesini, dalalete ve sapıklığa düşenlerin yolundan uzak tutmasını dileyerek bitiriyoruz.

Fatiha suresinde yaptığımız duanın karşılığı olarak Allah Teâlâ bize Bakara suresini indirmiştir. Kur’an’da ki fonksiyonuna bakarak Bakara suresine ”kitleleri eğitme suresi” diyebiliriz. Bakara suresinde dört ana özellik görürüz. Birincisi Allah’ın yoludur. İkincisi bu yolda yürüyen yolcular, peygamberler ve salih kişilerdir. Üçüncüsü yoldaki engeller, dördüncüsü ise yoldaki engelleyicilerdir.

Bakara suresinin son iki ayeti Fatiha’dan daha uzun bir dua bölümü ile biter. Bakara suresini iyi anlayan insanlar Allah’ın yolunu, yürüme şeklini, engellerin ve engelleyicileri iyi anladığı için, engelleyicilerle mücadele etmeden başarılı olunamayacağını bildikleri için, yoldaki engelleri kaldırma konusunda “fensurna alel kavmil kafiriyn” kafirlere karşı bize yardım et diyerek mücadeleye başlıyorlar.

Ondan sonra Ali İmran suresi geliyor. Ali İmran suresinin fonksiyonu mücadelede galip gelmenin yolları öğretmektir. Bir başka deyişle bu sure, kitleler içerisinde temayüz ederek öne çıkan davetçilerin eğitim suresidir. Ana teması mücadele de galip gelmenin metotlarını öğretmektir. Ali İmran suresi bittiği zaman mücadele bitmiş hakkın temsilcileri batılın temsilcilerine galip gelmişler demektir. Onun son tarafı Bakara suresinden daha uzun bir dua ve bir uyarı ile biter. Kazanımlarınızı muhafaza etmek için sınırlarda nöbet tutun diye biter.

Yarabbi mücadelemiz bitti. Galip geldik. Şimdi ne yapacağız dediğimizde Allah Teâlâ Nisa suresini önümüze açıyor. Nisa suresi yeni kurulan bir toplumun hak temelleri üzerinde inşa edilme sürecini anlatılır. Önceden bir sistem vardı şikâyet ettiğimiz. Şimdi yeni bir sistem kurmamız lazımdır. Bu sistemin anayasası ve temel ilkeleri olmalıdır. Bu anayasanın başında bütün insanların hukuk karşısında eşit olduğu ilkesi bize anlatılır. İlk ayet, sizi tek bir nefiste yaratan Rabbinizden korkup sakının da akrabalık bağlarını kesmeyin, diye başlar. Kurulacak yeni sistemin ana ilkesi eşitlik olmasıdır. Ondan sonra aile hukuku gündeme getirilerek sağlam bir toplumun sağlam bir aile yapısıyla olacağına, aile olmadan sağlıklı bir toplum olamayacağına dikkat çekilir. Nisa suresinde galibiyet psikolojisiyle intikam duygularının önüne geçmek için zulüm yapmayın, nefislerinizin, anne babanızın ve yakınlarınızın zararına bile olsa intikam almaya kalkışmayın. Adaletten ayrılmayın diye uyarılarda bulunuluyor. Batılla mücadeleyi kazandıktan sonra yapılacak iş; hakkı hakim kılmak için konulacak ana ilkeleri belirlemektir.

Düzeni kurduk. Ne yapacağız ya rabbi diye sorduğunuzda cevabı Maide (sofra) suresi ile geliyor. Bu kurduğunuz hakka dayalı sistemi doğru beslemek için bir sofra sermeniz lazım. Onun da birinci şartı toplumdaki bireyler arasındaki güven duygusunu sağlamaktır. Bunun için ilk ayet, ahitlerinize sadık kalın, diye başlıyor. Bir toplum fertleri arasında güven yoksa huzur da yoktur. Güven varsa çok şey başarılabilir. Bu nedenle toplumdaki insanlar arasında güven ilişkisinin sağlanması gerekiyor. Bunun arkasında çalışmaya teşvik geliyor, “mızraklarınız ulaştığı avlar size helal kılındı” diye. Çalışmaya teşvik edeceğiz ki mensupları o sistemi beslensin. Çalışmazsa sistem hastalanır. Maide suresinde şunlara dikkat çekilir. Siyasi, kültürel, hangi konuda olursa olsun, bir toplum tarafından kazanılmış başarıyı tek kişiye fatura edersek sonunda o sistemi başınızdaki lider olmadan harekete geçiremezsiniz. Liderleri putlaştırma tehlikesine dikkat çekilir Maide suresinde.

Maide suresinden sonra Enam suresi geliyor. Enam, hayvanlar anlamına gelir. Hayvanlar birer nimet olduğu için bu surenin başlığı nimetler suresi olarak çevrilebilir. Enam suresinde, sistemi beslemek için kurduğumuz sofradaki nimetler anlatılır. Onun için enam suresinde tevhide çok dikkat çekilir. Sofraya gelen nimetlerin ne olması, ne olmaması gerektiği konusunda ayrıntılı anlatım yapılır. İnsanlar aç oldukları zaman kimin sofrası olduğuna bakmaksızın karınlarını oradan doyururlar. Dolayısıyla biz insanların hak sofrasından yemelerini istiyorsak öncelikle o sofraya Allah’ın helal kıldığı nimetleri koymamız lazımdır ki insanlar başka sofralara gitmesinler. Biz helal ve temiz nimetleri o sofraya koymazsak insanlar başkalarının sofrasından doymaktan, Yahudilere ve Hristiyanlara uymaktan çekinmeyeceklerdir.

Sonra Araf suresi gelir. Araf’ta bu nimetin kıymetini bilenler anlatılır. Örnekler verilir. Araftan sonra Enfal (ganimetler) suresi gelir. Bu nimetlerin kendiliğinden, mücadele vermeden, bedel ödemeden ulaşılamayacağını anlatan yasalardan bahseder bu sure. Tevbe suresi yönelenler demektir. Yani bir sofrada nimetlere yönelenler vardır. Bir de sofra sahibine yönelenler vardır. Bir menfaat için yönelenler vardır, bir de Allah için çalışanlar vardır. Sofra sahibine yönelenlere Hud, İbrahim, Yusuf gibi örnekler verilir.

Özetlersek, Fatiha suresinden Tevbe suresine kadar olan sureler insanları bulundukları noktalardan alıp, kemale ulaşmalarını sağlayan surelerdir. Buradan Nas’a kadar olanlara ise kemale ulaşan, zirveye çıkan toplum ve insanların zirvede tutunmaları sağlayan sureler diyebiliriz.

 

kurani-kerim-nicin-evrenseldir_2245a

 

Mushaftaki surelerin bağlantısı

Nüzül sırasına göre bağlantıları

Bu bizim tespit edebildiğimiz hikmetler.

Bizim düşüncemiz, surelerin fonksiyonunu anlamadan suredeki ayetleri anlamanın mümkün olmadığı yönündedir. Müslümanların bu konu üzerine eğilip ciddi çalışmalar yapmaları gerektiğini düşünüyoruz. Amacımız Müslümanların kurandan daha fazla istifade etmeleri ve bu ayetlerden toplumsal çıkarımlar yapabilmeleridir. Bunları ayrı ayrı okuyup bunlardaki hikmetlerden tespit edebildiklerinizi bizimle paylaşırsanız memnun oluruz

Surelerin Nuzül Sıralarına Göre Bağlantıaları

Surelerin birbirleriyle olan bağlantılarını bilmezsek, içerdikleri manaları da tam olarak anlayamayız. Mesela Maide 42-44 ayetleri indiği şartlar gözetilmeden okunursa yanlış anlaşılmaya müsaittir. Mekke döneminde birçok sıkıntı çekilmiş, Medine’de bir İslam devleti kurulmuş, bütün kurumlarıyla sistem oturmuş, bu ayetler o zaman geliyor. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse onlar fasıkların, zalimlerin, kâfirlerin ta kendisidir, diye. Niye? Çünkü küfür ortadan kalkıp din tamamıyla Allah’ın olduktan sonra insanların Allah’ın hükmüne göre yaşamamaları için başka mazeretleri kalmamış durumdadır. Burada nüzul sırasına göre leyl, fecr, duha, inşirah ve asr surelerinin birbirleriyle bağlantılarını, neden peşpeşe geldiklerini, eşyaya ve insanlara karşı duruşumuz yönünden verdikleri mesajları açıklayacağız. Ayetlerin içerikleri ayrıca değerlendirilecektir.

kuran5

İnsan yaşadığı hayatta karşısına çıkan durumlara göre tavır almak, hareket etmek zorundadır. Leyl gece manasına gelir. Gecenin özelliği karanlık olmasıdır. Karanlıkta yol almak isteyen insan evinde bile olsa temkinli davranır. Etrafını yoklayarak gider.  Önünde çukur mu var, tümsek mi var. Kar mı var zarar mı var görmüyor çünkü. Aynı bunun gibi yeni bir iş, yeni bir eş, yeni bir arkadaş gibi hayatımızda yeni olan bir şeyle karşılaştığımız zaman bunlarla münasebetlerimizde temkinli davranmalıyız.

Karanlıktan sonra fecr yani şafak vakti gelir. Fecr yalancı fecr ve sadık fecr olarak ikiye ayrılır. Bir anlamda yalancı fecr ebter olanı, sadık fecr ise sonsuz hayır olan kevseri temsil eder. Yalancı fecr gökyüzüne doğru çıkan bir ışık huzmesidir. Çok parlak gelir ama birden kaybolur. Bunun sebebi arkasında güneş gibi kendisini besleyen bir ışık kaynağının bulunmamasıdır. İnsanların sloganik hareketleri buna benzer. Bir fikri arka plana dayanmadan, düşünmeden, heyecanla, ani duygulanmalara bağlı söylenen sözler tıpkı yalancı fecr gibidir. Parladıkları gibi sönerler. Arkasından sadık fecr gelir. Sadık fecr ufku kaplayarak ve güçlenerek ortaya çıkar. Çünkü arkasında onu besleyen, destekleyen güneş gibi bir kaynak vardır. Biz de fikirlerimizi, ortaya atacağımız önerilerimizi eğer sağlam bir kaynaktan, vahiyden beslenerek alırsak ortalığı aydınlatacak, insanlara faydalı olacaktır. Hayatımızda yeni olan şeylerin iyi mi, kötü mü, hayır mı şer mi, faydalı veya zararlı mı olduğunu tespit etmek için sadık fecrin dogmasını beklememiz gerekir. İblis de insanla imtihan edilmeden önce karakteri, duruşu nedir bilinmeyen birisiydi. Ama Allah Teâlânın koyduğu imtihan sonucunda gerçek yüzü ortaya çıktı. Hz. Ömer’in “namaz kılanın namazı, oruç tutanın orucu sizi aldatmasın” sözü de bu duruma dikkat çeker. Fecr’de az çok renk verir, eşya ve insanlar. Bu durum bizim için de aynıdır. Hayatımızda yeni olan şeyler hakkında bazı denemelere tabii tutulmadan bir fikir sahibi olabilmemiz mümkün değildir. Bu da ancak beşeri münasebetler neticesinde ortaya çıkacak bir durumdur. Halk arasında alışveriş etmeden, birlikte yemek yemeden ve yolculuk etmeden insanların gerçek yüzünü anlayamayacağımız söylenir.

İnsanlara az çok bir fayda sağlarsanız, iyiliğine bir şeyler yaparsanız, pohpohlarsanız, ya da azıcık bir zarar verseniz, canlarını acıtırsanız biraz renk verirler. Böylelikle onlarla ilgili bir fikre sahibi olabiliriz. Ama hala birlikte olup olamayacağımızı, güvenip güvenemeyeceğimizi kestiremeyiz. Bundan dolayı fecrden sonra duha gelir. Duha kuşluk vaktidir. Gecenin tam olarak aydınlandığı, karanlığın dağıldığı, insan, eşya, varlık, olay her şeyin gerçek rengini bulduğu, hayatımızdaki bilinmezlerin bilinir hale geldiği vakittir.

İşte o zaman bir inşirah, bir genişlik hali gelir insana. Karanlık her zaman bunaltıcı ve korkutucudur. Belirsizliklerin fazla olduğu olay ve ilişkiler insana sıkıntı verirler. Hayatımızdaki bilinmezlikler kalktığı zaman kalbimize bir genişlik gelir. Tedirginlik hali kalkar. Bir rahatlama, huzur hâkim olur insana. Sonuç isterse hayrımıza, isterse şerrimize olsun. Durum değişmez. Çünkü en kötü karar kararsızlıktan iyidir.

Bundan sonra gelen asr suresiyle zamanın kıymetini bilmemiz isteniyor. Zaman tek yöne dönen bir bant gibidir. Su akıyorken testimizi dolduracağız. Su akarken ayaklarını salıp serinleyebilirsin, ya da önüne bir baraj yapıp onu imanla salih amelle kendin için yararlı getirebilirsin.

kuran-6

Biz genellikle şu hataları yapıyoruz. Gece karanlığında koşmaya kalkıyor, sonra da bir yerlere takılıp düşüyoruz. Ortalık aydınlandığı zaman da bir daha düşersem diye hareket etmeye korkuyoruz. Doğru tahlil edersek aslında koştuğumuz için düşmedik, karanlık olduğu için düştük. Bu nedenle toplumla, kişilerle olan ilişkilerimizde öncelikli olarak hangi safhada olduğumuzu tespit etmemiz çok önemlidir. Her kişiye, her topluma göre değişir bu. Eğer bu sırayla davranabilirsek bugünkü yaşadığımız sıkıntıların çoğunu belki hiç yaşamayacağız. Leyl, fecr, duha, inşirah ve asr sureleriyle sanki şöyle deniyor insana. Hayatınızda önceleri gece vardı. Karanlıktı. Bir şey göremiyor, bilemiyor, mesafe alamıyordunuz. Ama sonra fecr doğdu. Az çok bir ışık geldi. Eşya ve insanlar aydınlanmaya başladı. Sonra her şey tamamıyla aydınlandı. Bilinmeyenler ortaya çıktı. Artık şimdi zamanı değerlendirme zamanıdır.

İSTEKLER Mİ İHTİYAÇLAR MI ?

İnsanların bir istekleri vardır, bir de ihtiyaçları. İsteklerinin peşinde koşanlar mutlu olamazlar. İhtiyaçlarının peşinden koşanlar mutlu olurlar. O halde mutlu olmanın yolu, isteklerinin peşinde koşmayı bırakıp ihtiyaçlarının peşinden koşmaktan geçiyor.

İnsanların istekleri sınırsız ama dünyadaki imkânlar sınırlıdır. Sınırlı olan bir şeyle sınırsız olan doyurulamaz. Ancak ihtiyaçlar da imkânlar gibi sınırlıdır, doyurulabilir.

ALIŞVERİŞ.jpg

İmkânlar istekler neler. İhtiyaçlar neler.

Örneğin, insanlar çok yemeyi isterler. Ancak az bir miktarla doyarlar. Onun için uzmanlar açken yiyecek satılan yerlere gitmeyin diyorlar. Yemeye istekli olduğunda çok alışveriş yaparsınız. Ama karnınız tok olduğunda yiyecekler ilginizi fazla çekmediğinden gereğinden fazla alışveriş yapmazsınız.

Hayatın her alanında bu formülü uygulama imkânı vardır. Siyasette,

Onun için bir liste çıkaracağız. İsteklerimiz neler, ihtiyaçlarımız neler.

RUH VE NEFS ÜZERİNE

 

Emin insan bana göre şöyledir;Yaptıklarımı başkasının yapmasını onaylamıyorsam (empati) bunları değiştirmeye çalışmam lazımdır. Genellikle hataları yapan kendimiz olunca sorgulayan da kendimiz oluyor ve yaptıklarımıza bir bahane oluşturmak güç olmuyor. Emniyetli insan olmak için yaptıklarımızı test edip onayladıktan sonra çoğaltmamız gerekiyor. Başkalarının bilmesi önemli değil. Biz kendimiz bu testi yapabilirsek kendimizi bilebiliriz. Ayet hesap görücü olarak nefsin sana yeter diyor.

p19ptfee8f1e411nif1691le51om63

Kuranda ve hadiste anlatılan ruh nefistir.  Nefsin iki sıfatı var. Nefsi emmare ve nefsi levvame. Nefsi emmare gelir ve gayri meşru ve yanlış işler yapmaya bizi teşvik eder. Böyle yaparsak mutlu olacağımıza bizi inandırmaya çalışır. Nefsi levvame ise gayri meşru hiçbir şeyden mutlu olamayacağımızı anlatır (kıyamet suresi).

İnsanoğlunun hedefi mutlu olmak ve huzurlu olmaktır. Ancak bunların ikisini de bir arada bulanlar çok azdır. Çünkü esas mutluluk ve huzur cennettedir. Meşru şartlar içerisinde istediklerini elde edebilmiş insanlar mutlu ve huzurludur. Bazı insanlar mutlu olur ama huzurlu olamazlar, bazıları da huzurlu olur ama mutlu olamazlar.

 

nefs

Nefsin isteklerini doyurmadan insan yaşayamaz (maslow üçkeni). İslam’ı bir elbise mağazasına benzetirsek, elbise için ihtiyaç duyduğumuzda bu mağazadan temin etmemiz gerekmektedir. Ama insanların orijinal olanı almak için çalışmak nefsine ağır geldiğinde sahte ürünlere, gayri meşru ürünlere yönelebilir . İslam insanın nefsi ve ruhu için yaşaması gerekenleri inkâr etmez. Ancak bu istediklerini meşru olan bir elbise üreticisi orijinal olanından, meşru olanından temin etmemizi ister. Ama bazen bu yol imtihan gereği zorlukları gerektirir. Zorlukları göğüslemekte zorluk çeken insanlar bunların çakmalarına, meşru olmayanlarına sahip olarak nefislerini tatmin etme yoluna girerler.

Meşru yollarla istediklerini elde edemeyeceğini nefsi emmare fısıldarken, levvame sen müslümansın değer yargılarına göre bu yaptığın yanlış der. Emmare bu şartlarda mecbursun diye mazeret üretir. Bu çatışmanın sonunda levvame galip gelirse nefis mutmain olur. O kötülüğü terkedersin. Meşru yollarla istediğini elde etmeye çabalarsın. Emmare hâkim olursa sana içindeki boşluğu doldurmak için kötülüğe doğru gidersin. Hiçbir insan içindeki levvame sıfatlarını susturmadan kötülük işleyemez. Aslında ihtiyaçlarımızı karşılamak için meşru yollar vardır. Ama nefis sabırsız davranır ve kolaya kaçar. Yusuf kıssasında bu anlatılır aslında. Kardeşleri Yusuf’u öldürelim sonra tövbe edelim derler. Aslında yaptıklarının meşru olmadığını bilirler. Babalarının sevgisini kazanmak istiyorlarsa yapmaları gereken babalarının sevgisini kazanmaya çalışmalarıdır. Meşru yol onlara zor geldiği için bu yola başvururlar. Onlara göre babalarının sevgilerini kazanmak noktasında önlerinde engel olarak gördükleri Yusuf’u ortadan kaldırmak gerekmektedir. Sonra tövbe eder iyi müslüman olabilirlerdi, nefsi emmarenin  yönlendirmesine göre. Yusuf’a gelince meşru olmayan zinayı terkeder. Zindana atılmayı bile rabbine isyana tercih eder. Bunun karşılığında iyi davranışlılardan olduğu için Mısıra ve insanların gönlüne sultan olur.

HAYATA VE İMTİHANA DAİR

HAYATA VE İMTİHANA DAİR

Hayata ve imtihana dair

Ben de insanım. Ben diğer insanlardan farklı değilim. Onların başına gelen her şey benim de başıma gelebilir. Başına gelen her şeyde bir hikmet olabileceğini düşün. İşlerin daha da kötüye gitmesi için aracı olma. Allah’la irtibatını devam ettir ve kabullen.

Hayat boşluk kabul etmez. Bir düşün. Sana iyi davranan Allah neden kötü davranmaya başladı. Siz nefislerinizde olanları değiştirirseniz biz de size olan nimetlerimizi değiştiririz (Rad 11), buyuruyor. Başka bir yönden düşünürsek Allah görüyor ve biliyor halimizi. Hakkımızda böyle hayırlı olmasaydı vermezdi. İmtihan olarak görüyorsan hayatı başına gelen musibetlere de sevinmen lazım. Zindana atılsak Yusuf gibi, değil mi ki Allah koydu katlanmamız gerekiyor. Keyifle katlanmamız gerekiyor. Böyle yaparsak Allah hayır olan neyse bizi oraya yönlendirecektir.

Ben şöyle yapsam rahatlardım düşüncelerine kapılmayacağız. Meryem validemiz o kadar hazırlıktan sonra bile ah keşke normal bir insan olsaydım, diyordu. İnsanız. Bir saat sonrasına garanti veremiyoruz.

Kuranı ve Peygamberimizi rol model seç. Peygamber karşılık beklemeden götürdü insanlara. İyilik yapmak zordur. Kötülük yapmak çok kolaydır. Karşındaki insan iyilik yapmaya layık olmasa bile, sen iyilik yapmaya layık olmalısın (Hadis).Yaptıklarını içinden gelerek, severek yap. İnsan uğraşmaya değmez mi? Allah bizi sevmiş, bu kadar nimet vermiş. Kurtuluşuna vesile olacaksak bir insanın azmetmeye değmez mi? Bir de Allah bize imkânlar vermiş de verebiliyorsun. Bu bir nimet değil mi. Veren el olduğuna şükretmen lazım. Yapman gerekenleri yap yeter. Arkasına bakma. Beklentiye girme. Verdiklerimizden fayda göreceğiz. Aldıklarımızdan değil.

  Cennet ve Cehennem- ekran görüntüsü

Yaptığımız eylemler eleştirildiğinde kendimiz eleştirilmiş gibi hissediyoruz. Kişiliğimi, onurumuzu eleştirirse o zaman karşı çıkmalıyız. Hâlbuki insanı eleştirmekle yaptığı eylemleri eleştirmek farklıdır.

İnsan ancak çok sevdiği birine itiraz edebilir. Karşı çıkabilir. Bir çocuk babasıyla kavga ederek kavgayı öğreniyor. Âdem Allah’a isyan ederek isyanı öğrendi. Yeri geldiğinde şeytana isyan edebilsin diye.

Bizler bir şeyler anlatırken, düşünürken başkalarını eleştiririz ama bu nasıl oluyor diye düşünmüyoruz. Genele karşı konuşurken şöyle olmalıyız, böyle olmalıyız gibi konuşuyoruz. Bu aslında kibirdir. Benim başkalarına bir üstünlüğüm olmadığını anlamalı, sahip olduğumuz becerilerimizin bize çarkı çevirme de yarar sağlamak için verildiğini bilmeliyiz. Diğer kişilerinde farklı özellikleri var ve hayat çarkını çevirmelerinde bizim de onların becerilerine ihtiyacımız var.

NAVİGASYON-1

Navigasyon

Günümüz insanlarında gördüğümüz en ciddi problem kaybolmuşluk duygusu. Hemen hemen bütün insanlık, özellikle Müslümanlar bu kaybolmuşluk duygusunu yaşıyorlar. Biz Müslümanız. Allah’a iman ediyoruz. Kur’an’a ve Sünne’te göre yaşıyoruz. Cennete doğru yol almamız gerektiğini biliyoruz. Ama bir türlü mesafe alamıyoruz. Dönüp dolaşıp aynı yere geliyoruz. Böyle bir sıkıntı içerisindeyiz. Bu sıkıntının sebepleri ve bunları nasıl aşabiliriz konusunda konuşmak istiyorum.

Bunun sebepleri neler olabilir? Kolay anlaşılması açısından bir navigasyon örneğiyle açıklayalım. Navigasyon küçük bir bilgisayardır. Bilgisayar donanım ve yazılımdan oluşur. Bilgisayarı çalıştırabilmek için donanım (navigasyon) yeterli değildir. Bunu aktif hale getirebilmek için önce işletim sistemi yüklemeniz, bunun üzerine de yazı, resim gibi farklı programlar kurmanız gerekmektedir. Bunları yapmanız da yetmez. Ayrıca bir antivirüs yazılımıyla bunları koruma altına almanız gereklidir. Navigasyon;gideceğimiz yerin adresini yazdığımız da bizi hedefimize ulaştıran, şurada dur, şuradan dön, şuradan geç diyen bir cihazdır. İçerisine harita yazılımı yüklenerek kullanılır.

Birincisi: Allah’u Teâlâ bizi yaratırken içimize zaten bir navigasyon cihazını donanım olarak koymuş (fıtrat). Ama bu cihazın yazılımı yüklenmemiş. Bu yazılımı kendimiz yüklüyoruz. Peygamberimiz(s.a.s): Her doğan İslam fıtratı üzere doğar; ama ana babası ve çevresi onu Müslüman veya Hristiyan eder, buyuruyor. Hadisten de anlaşıldığı üzere adı fıtrat olan bu doğal cihaza Müslüman olanlar kuranı, diğerleri incili,tevratı, vb. şeyleri yüklüyor. Kişiye kaydedilen ilk bilgiler çevresi, eş, dost, anne baba tarafından yükleniyor. Bizim dikkat etmemiz gereken en önemli şey yazılımın orjinalini bulup yüklemektir. Çünkü piyasada birçok yazılım var. Hepsi en iyi yazılım bizim yazılım diye pazarlamaya çalışıyorlar. Orijinal olan yazılım (işletim sistemi) Kuran’dır. Kuran’ı kerim dışındaki bütün yazılımlar (İncil, Tevrat, uzak ve Yakındoğu dinleri ve belki beşeri fikir akımları) sonradan müdahaleye uğramıştır. Yani orijinal yazılımın insanlar tarafından bozulmuş halidir. Bu tarihen ve tecrübeyle sabittir. Biz fıtratımıza (navigasyon cihazımıza) orijinal, lisanslı yazılım yükleyeceğiz. Çakma yazılımları kurmaya kalkışmayacağız.

hayatın yönü ile ilgili görsel sonucu

İkincisi: Diyelim orijinal yazılımı yükledik. Navigasyonun haritası yani işletim sistemi Kuran olacak. Nihai hedefimiz olarak cenneti işaretledik. Yola çıktık. Cennete doğru gidiyoruz. Başka neye ihtiyacımız var. Bu haritayı bize açıklayan, ara hedefleri belirleyen bir yazılıma (sünnete) daha ihtiyacımız var. Sünneti seçeceğiz ki o kuran haritasının üzerinde tarif ederek götürecek bizi gittiğimiz yere. Sünnet kuranın en iyi yorumlanış tarzı. Bir nevi yardım dosyası. Sünnete ihtiyaç yok diyenlere şöyle cevap veririz. Allah tarih boyunca peygamber göndermiştir. Ama her peygambere kitap göndermemiştir. Bazıları mevcut kitabın uygulaması ve açıklamasıyla görevlendirilmişlerdir. Kısaca söylersek peygamberler kitabı kendi zamanına göre güncelleyen insanlardır.

Üçüncüsü: Ayrıca Kuran ve Sünnet yazılımların güncel olması gerekiyor. Yazılım güncel olmazsa yüz sene önceki yazılımlarla bugün ki adresi bulma şansımız yoktur. Çünkü çok şey değişmiştir. Bugün yüklüyorsun navigasyona yazılımı, yarın bakıyorsun yeni sokaklar ve caddeler açılmış, bazıları iptal olmuş. Yazılımımız güncel olmazsa bunları göremeyiz. Ancak güncellersek bunları görebiliriz.

Peki, nasıl güncelleyeceğiz. Mesela, beş vakit namaz bir güncelleme programıdır. Namaz kılarken Kuran okuyarak Kuran bilgilerimizi güncelleyeceğiz. Sadece beş vakit namaz değil. Cuma namazı haftada bir güncelleme, ramazan ayı senede bir güncelleme, hac ömürde bir güncelleme programıdır. Ancak bu güncellemeler de yeterli olmaz. Çünkü genel olarak biz Fil suresinden aşağı kısa sureleri okuyup durduğumuz için kurandaki bütün bilgiler güncellenmiş olmuyor. O halde ne yapmamız lazım. Haricen her gün bir iki sayfa kuranı kerim ve tefsir okuyarak bilgilerimizi güncellemeliyiz. Ve mümkünse yeni yazılan tefsirler okuyacağız ki yeni bilgiler alabilelim. Eski bilgilerin üzerine yeni bilgilerle yeni sürümü yüklemez isek aradığımız yeri (cenneti) bulamayız. Bu yazılımı sürekli güncellemezsek olduğumuz yerde döner dururuz. Çünkü o bilgiler şu anki hayatımız, şu anki dünya gündemi ile çakışmamaktadır. Bu yüzden mümkünse yeni yazılanları okuyarak Kuran ve Sünnet bilgimizi güncellemeliyiz.

Peygamberimiz(s.a.s), alimler benim varislerimdir diyor. Bir insan ben ilim öğrenmek istiyorum, Kuranı ve Peygamber(s.a.s)’i anlamak istiyorum diyorsa o benim varisim diyor. Başka şart yok. Alim şu kadar ilim bilmeli gibi şartları insanlar sonradan koymuşlar. Alimler için Kuranı ve Peygamberimiz(S.A.S)’in sünnetini model alarak güncelleme yapan kimseler diyebiliriz.

Dördüncüsü: Diyelim bunu yaptık. Yetiyor mu? Yetmiyor. O yüzden Cenâb-ı Hak: “Ey iman edenler! Tedbirinizi alın…” (Nisâ, 71) buyuruyor. Virüsler (nefis, tağut, şeytan ve dostları) var çünkü. Bilgisayarımıza (navigasyonumuza, işletim sistemimize) virüs bulaşabilir. Antivirüs programı lazım bize. Antivirüs programı hem yüklü olacak, hem de aktif olacak. Bu programlar neler olabilir derseniz en etkilisi İHLAS’tır. İhlas programı bizi yapmacık davranışlara, sahtekarlığa, başkaları için hareket etmeye karşı koruyacaktır. Cömertlik programı bizi cimriliğe karşı koruyacak. Cesaret programı bizi korkaklığa karşı koruyacak. Bu da yeterli olmaz. Bir de bu antivirüs programlarının içi dolu olmalı. Mesela benim ihlas programım var. Ama bir kontrol edelim. Gerçekten işe yarıyor mu yaramıyor mu? Korumuyor ise demek ki içi boştur. Onun içini ibadetlerle, bilgilenerek, araştırarak, çabalayarak doldurmamız gerekiyor. Yoksa hedefimize gidemeyiz.

Nasılsa antivirüs programımız var. O bizi korur diyemeyiz. Çünkü su uyuyor düşman uyumuyor. Sürekli yeni virüsler üreterek işletim sistemimizi, yazılımımızı bozmaya çalışıyor. Güncellemez isek onlar da yeni virüsleri tanımaz. Bu programları da güncellemeliyiz. Düşmanda sürekli yeni virüsler üreterek bizi etkilemeye çalışıyor. Şu ayetler üzerinde biraz düşünelim.

İzzetin hakkı için onların hepsini kuruntulara düşürerek saptıracağım….. Onlara emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirip bozacaklar (Nisa 119). Bana, onların diriltilecekleri kıyamet gününe kadar mühlet verir misin?” dedi. Allah: “Haydi, sen mühlet verilenlerdensin!” buyurdu. “Öyle ise” dedi, “Sen beni azgınlığa mahkûm ettiğin için, ben de onları gözetlemek üzere Senin doğru yolunun üzerinde pusu kurup oturacağım. Sonra onların gâh önlerinden, gâh arkalarından, gâh sağlarından, gâh sollarından sokulacağım, vesvese verip pusu kuracağım, Sen de onların ekserisini şükreden kullar bulmayacaksın.(Araf, 7/15-17).

Beşincisi: Antivirüs programı yoksa, var ama aktif değilse veya güncel değilse ne olur? İşletim sistemine virüs girer ve yanlış mesajlar vererek bizi ele geçirmeye başlar. Bizi yanlış yönlendirmeye başlar. Aslında Sağa dönülmeyecek yerde sağa dön der.

Biz de navigasyonumuz var. Bana doğru komutlar veriyor diye güveniriz. Cennete götürmeyi bırakın, cehennemin ortasına getirir bırakır. Biz cennete gitmeyi beklerken, sağ selamet, neşeli, şen şakrak bir yolculuk beklerken aniden kendimizi bir kazanın, belanın, savaşın, cinayetlerin ortasında buluveririz. Bazen de bir kısır döngü içerisine girer, olduğumuz yerde döner dururuz.

Altıncısı: Acaba bizim navigasyonumuzu güncel mi, bizi virüsler mi yönlendiriyor, navigasyon mu diye sürekli kontrol edeceğiz. Peygamberimiz: Ben günde 70 defa istiğfar ederim (kendimi ve yaptıklarımı kontrolden geçiririm) buyuruyor. Bu nedenle güncellemeyi sürekli yapacağız. İşletim sistemi (Kuran) çakma olmayacak. Orijinal ve güncel olacak. Hem sünnet programımız güncellenecek sürekli. Hem de virüs programımız aktif olacak, yeterli olacak. Sürekli güncellemezsek başka bir virüs gönderiyorlar ki şeytanlar bizi etki altına alabilsinler. Biz bunları sağlayabilirsek ancak o zaman korunabiliriz. Onların oyunlarını yenebiliriz. Sıfır hata mümkün değildir. Allah öyle bir imkan vermemiş. Biz ne kadar iyi Müslüman olursak olalım, kuluz hata yaparız. Etkilenebiliriz. Ama bu hatalar yanlış yola girdiğimiz zaman, navigasyon da virüs yoksa güncelse yanlış geldiniz buradan dönün, ya da alternatif bir yol bulduk şuradan devam edin der ve ana yola sırat-ı mustakime tekrar çıkarır. O saptığımız yerden döndüğümüz sürece sorun yok. Ama bizim bu kontrolü sürekli yapmamız gerekir. Bunlara dikkat etmezsek kazaya belaya sürekli uğramamış kaçınılmaz.

Sorular ve Cevaplar:

  1. Kontrolu nasıl yapacağız?

Ana yazılıma (kurana) bakabiliriz. Antivirüs programlarımızın aktif olup olmadığına bakabiliriz. Karantinaya bakabiliriz. Antivirüs her zaman silmez, karantinaya alabilir. Karantinada iseler silmenin yollarını arayıp bulacağız.

  1. Navigasyonu güncelleyelim dediğin zaman, söylenmesi gereken her şey söylenmiş, sen yeni bir icat mı çıkarıyorsun? diyorlar. Ya da şöyle diyorlar. Güncel değil diyorsun. Mezheplerin görüşlerini kaldırıp yerine kendi görüşünüzü mü koyacaksınız?

Bunların hepsi söylenecek. Biz gerekli donanıma sahip olursak bunların hepsinin verilebilecek cevabı var. İnsanlar gerçekten hakkı arıyorsa, bulduğu zaman kimin kapısından geldiğine bakmaz. Çünkü zaten onundur. Çünkü ilim ve hikmet müminin yitik malıdır.

Hakkı arıyorsa sorun yok. Ama insanlar hakkı aramıyorsa o yazılımın en mükemmeli olduğunu, bundan daha iyisinin yazılamayacağını iddia ediyorsa onlara bir şey veremeyiz zaten. Biz sadece gerçeği arayanlara bir şeyler sunabiliriz. Kabul eden eder, etmeyen etmez. Çünkü mezhepsiz insan olmaz zaten.

Mezheplerin ne olduğunu bilmiyor insanlar. Mezhep demek falan görüş sahibine bağlı kalıp onlar ne derse yapmak değil. Önce mezhebin ne olduğunu anlatacağız. Her insanın mezhebi (metodu, ilkesi) vardır. İşlerine gelene tabii oldukları için sadece münafıkların mezhebi yoktur. Bugüne kadar adı konulmuş 4 mezhep var zaten. Beşincisi mümkün değildir. Adamın yaşantısına bakacağız sonra hangi mezhepten olduğuna karar vermesini isteyeceğiz. Adam bağırıyor ben hanefiyim diye ama yaşantı maliki. O yüzden ya mealci, ya gelenekçi, ya rivayetçi ya da tefsirci olacaksın. Beşinci bir yol zaten yok.

Mezhepler bir olay karşısında insanların o olaya karşı bakış tarzıdır. Hepsinin bir ilkesi vardır yani. Örneğin Hanefi mezhebinin ekolü yorumdur, tefsirdir. Olduğu gibi kabul etmiyor. Acaba şundan da olabilir mi? Arka planı nedir? diye araştırarak kabul ettiği için Hanefi ekolü oluşmuş. Yoruma dayalı karar verenlerin tabi olduğu mezhep Hanefidir. İmamı azam böyle yaptığı için ona nispet etmişler Hanefi mezhebi demişler. Yoksa Sahabe-i Kiramın hepsi mezhepsiz midir ?

Gördüğü ya da duyduğu şekilde olayları kabul edenlerin mezhebi Şafii dir. Şafii mezhebi mealcidir. Görünüş neyse ben ona göre karar veririm. O neden dolayı böyle yaptı, arka planı nedir ben bunları araştırmam, yorum yapmam.

Maliki mezhebi gelenekçidir. Gelenekte yaşana gelenleri olduğu gibi kabul edenler Malikidir.

Hanbeli mezhebi rivayetçi dir. Önceden gelenler ne anlattılarsa o anlatılana bakarım. Anlatılan kişiye güveniyorsam ben ona inanırım başka şeyler beni bağlamaz, derler.

Hayatta da öyle değil mi. Olayları ve hadiseleri gördüğü veya duyduğu gibi kabul edenler şafi, arka planını araştıran, tefsir yapanlar hanefi, rivayetlere dayanarak kabul edenler hanbeli, geleneğe dayananlar malikidir.

Zekâtta nisap miktarı şu kadar altın, şu kadar gümüş diyorsun. Ama dünyanın şartları, ekonomi, insanların yaşam tarzı, geçim yolları değişmiş. O zaman olan binlerce meslek yok şu anda. O kadar farklı alışveriş yöntemleri var ki bugün. Altın ile gümüşün değeri de birbirine uygun değil. Altın ve gümüşün yanında dolar var, Euro var. Ayrıca günümüzde zenginin kim olduğuna nasıl karar vereceğiz. Mezhepsiz olacağız korkusuyla insanlar, bu gerçeği gözlerinden kaçırıyorlar, mezhebin görüşü nedir, diye soruyorlar. Onu alıp altı yüz sene sonrasına getiriyorlar. İşte şu kadar gümüşün var sen zenginsin diyorlar.

Güncelleme değiştirme değildir. Biz kuran ayetlerini değiştirerek güncellemeyi kastetmiyoruz. Kurandaki bilgilerin bugünkü yaşadığımız çağa uyarlama çabasıdır güncelleme. Hayat olduğu gibi durmuyor. Sürekli güncelleniyor zaten. Konya şehrinin haritasına bakın. On sene önceki navigasyonla bugün yol alamazsınız. Hiç kimse demiyor, bu yazılım orijinal, buna dokunamayız. Niye yolu bulmak gerekiyor. Yeni yollar açılmış, yeni sokaklar açılmış. Hayat statik değildir, dinamiktir. O yüzden rehberimizin de dinamik olması lazım. Kuran buyurmuyor mu, denizler mürekkep, ağaçlar kalem olsa Allah in ilmi tükenmez. O yüzden tefsir okuyalım. Klasikleri de okuyalım. Ama mümkünse günümüze yakın yazılmış güncel tefsirlere daha çok önem verelim. Yoksa biz adresimize ulaşamayız. Ondan sonra ya uyduruyoruz, ya tahmin yaparak gideceğimiz yere ulaşmaya çalışıyoruz. Ama güncelleme imkanı vermiş Allah bize. Kuranı anlayabiliyoruz. Sünneti anlayabiliyoruz.

En çok şikayet konusu şuydu. Kuranı kerim indiği dönemde Sahabe bizim kadar kuran okumuyordu. Bizim kadar ilme kolay ulaşamıyordu. Buna rağmen hayatlarında değişim, gelişim gayet mükemmeldi. Bizde bu niye olmuyor. Kolayına kaçanlar, onlar samimiydi. Beş ayet okur uygulamadan yenisini öğrenmezlerdi. Tamam. Ama olumlu sonuç almak için birbirine uyumlu birden çok sebep işlemek gerekir. Yemek yaparken bile hiçbir yemek tek çeşitle yemek olmuyor. Patates attın, patlıcan attın yemek olmuyor. Yağ koyacaksın, salça koyacaksın. Birden fazla şeyi birbirine uyumlu, ahenkli katarsan yemek oluyor. Allah’ın sünneti böyledir. Ama bize şu işi yap şu sonucu alırsın, şu ayeti oku istediğini elde edersin diyorlar. Böyle bir şey mümkün değil. Dolayısıyla 600 sene önce yazılmış olan değerlerle bugün olmaz. Nisap miktarı nedir kırkta bir. Biz bu oranı değiştiremeyiz. İsterse 1500 sene geçsin. Çünkü oranı Allah belirlemiş. Ama bunu kim verecek, kim vermeyecek, kim zengin sayılır, kim zengin sayılmaz bunun güncellenmesi şarttır. Güncelleme kesinlikle alternatif üretme değildir, değiştirme değildir. Kuranı yani yazılımı işletim sistemini yetersiz görmek değildir. Onu günümüze uygun hale, anlaşılır hale getirmektir.

AĞAÇ YAŞKEN EĞİLİR

agac

Hayat da yaptığımız her günah haksızlık söylenen her yalan bedenimiz gibidir. Yani doğar büyür gelişir. Aynen çocukluk gençlik ve yetişkinlik gibi. Biz çocukluk döneminde tedbir almayıp küçük görürürüz sanki hiç büyümeyecek gibi bakarız. Tıpkı çoccuklarımzın da gözümüzde hiç büyümedikleri gibi. Ama hepimiz biliyoruz ki çocuklarımz büyüyorlar. Ve beli bir aşamadan sonra onlara da sözümüz geçmez oluyor aynen yaptığız kötülükleri geri alamadığımız gibi. Nasıl ki çocuklarımız küçükken daha kolay söz geçirebiliyorsak günah ve hatalarımz da büyüyüp serpilmeden daha rahat söz geçirebiliriz. Beden nasıl doğup büyüyüp gelişiyorsa sonunda da ölecektir;ancak ruh böyle değildir ruh ölümsüzdür.İyilikler ve güzellikler de RUH gibidir.Onlar bedenler gibi sonradan oluşmazlar zaten en başta yaratılmıştır. iyiliklerin ruha benzemesi şöyle de açıklanabilir;Ruh yaşlanmaz.Beden yaşı kaç olursa olsun RUH’lar her zaman genç kalır ve ölümsüzdür.Ondan dolayıdır ki bazı hadis-i şeriflerde cennete gireceklerin gençlik çağında olacakları rivayet edilmektedir.Öyleyse bizlerde beden gibi olan kötülüklere,haksızlıklara meyletmek yerine,Ruhumuz gibi yaşlanmayan ve ölümsüz olan iyiliklere ve güzelliklere rağbet edelim,kendimizden başlamak üzere herkese ve herşeye iyilikle bakmaya ve iyilik yapmaya çalışalım.ALLAH hepimizin yardımcısı olsun.