Aylık arşivler: Aralık 2016

”İMTİHAN”

İmtihan

  1. İmtihan nedir?

Cennete girmenin şartı Allah’ın rızasını kazanmak ve adam olabilmektir. Türkçemizde yaygın kullanılan ‘adam olmak’ tabiri âdem olmak, yani yaratıldığı fıtrata uygun olmak anlamına gelir. İmtihan bizim dünyadan ahirete yürüdüğümüz hayat yolunda, fıtratımıza uygun yolu tercih edip adam olma noktasında ilerlememize vesile olan bir araçtır. Başarımızı belirleyen etkenler; imtihan esnasında gösterdiğimiz performans ile samimiyet ve teslimiyettir. Sınavı kaybetmemizin nedeni ise lakaytlığımız, tembelliğimiz ve samimiyetsizliğimizdir. İmtihan bize ya cennetin kapılarını açacak bir anahtar, ya da cehenneme düşmemize sebep olacak bir araçtır. Her ikisinin sonucunu da bizim imtihan sorularına verdiğimiz cevaplar belirleyecektir ; çünkü cennet ucuz değil, cehennem lüzumsuz değildir.

  1. Kuranda imtihan

İmtihan Kuran’da fitne ve bela kelimeleriyle açıklanıyor. Fitne, saf olmayan bir madeni ateşe atıp saflaştırmak anlamına geliyor. Bela bir şeye iptila olmak, bir şeyin içine düşmek, denenmek, yıpranmak anlamına gelir.

Allah Teâlâ inananların sahtekârlardan ayrışması için günleri aramızda döndürür durur. Böylelikle bir yandan bizi bela ve fitnelere uğratırken, diğer yandan çevremizdeki herkesi bizim uğradığımız bela ve fitneye karşı tavrı sebebiyle imtihan eder. Belalara iptila edilen insanlar fitne ateşine atılan saf olmayan madenlerin saflaştırılıp arıtılması gibi günahlarından arındırılıp tertemiz bir hale getirilir. Böylece aramızda ‘İmanına şahitlik edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarır’ (Ali imran 140-142).

imtihan

İnsanlar şükretsinler diye sevinçlerle ve nimetlerle, sabretsinler diye de zorluklarla denenirler. İnsanların bu şekilde denenmesi belâdır. Dinin emirleri de birer beladır. Çünkü bazı dinî emirler insan bedenine zorluk verir, insanların iyilerinin ve kötülerinin ortaya çıkmasına sebep olur. Şükredenler veya nankörlük edenler böyle belli olur.

Fitneyi sadece başımıza gelen mallarımızdan ve canlarımızdan eksiltilme (Bakara 200) olarak algılamak yanlıştır. İnsanın hoşuna giden her şey de birer fitne sebebidir. Ayette va’lemû ennemâ emvâlukum ve evlâdukum fitnetun…. Ve iyi biliniz ki, mallarınız ve evlatlarınız birer imtihan aracından başka bir şey değildir (Enfal 28; Teğabun 15). buyuruluyor. O halde korktuğumuz şeyler de sevdiğimiz şeyler de birer fitne sebebidir. İmtihanın amacı bizim daha iyi insan olmak için bir fırsat ortaya çıkarmaktır. Bunu göz ardı etmeden düşünecek olursak karşımıza çıkan her fitnenin adam olma noktasında bir fırsat olduğunu bileceğiz. Bir şeyden korktuğumuz zaman da, bir şeye tamah ettiğimiz zaman da bizi daha iyiye götürecek veya kötüye götürecek bir tavır sergileyeceğiz. Bunu böyle değerlendiremezsek ya geriye gideriz ya olduğumuz yerde sayarız. Ya da ilerleriz.

 

  1. İmtihan neden yapılıyor?

Bazı insanların anlayışına göre Allah kimilerine gününü göstermek için, kimilerine de daha fazla sevap vermek için imtihan ediyor. İmtihanın amacının ne olduğunu kavrayamazsak imtihanda başarılı olamayız. Ne yapacağını bilmeyen sorulara doğru cevap veremez, imtihanda başarılı olamaz.

Fitne ve belalar bir yandan bizi hayata karşı güçlendirirken, diğer yandan Allah’ın rahmeti sayesinde cennete layık hale getirirler.  Bağışıklık sistemimizi aktif etmek, bizi hayata karşı dirençli bir hale getirmek içindir belalar. Biz her türlü tedbiri aldığımız halde hastalanıyorsak Allah bunda bir hayır murad etmiştir deriz. Ama tedbir almadıysak karşılaştığımız belalar kendi ihmal ve hatalarımızın bir sonucu olabilir.

Başımıza gelen belalar bazen Allah’ı hatırlatmak için olabilir. Bazı insanlar belalar karşısında kendilerini içki, fuhuş gibi men edilmiş şeylerle uyuşturarak kaçış yolunu tercih ederlerse de insanların çoğunluğu belalar karşısında Allah’ı hatırlamaya meyillidir. Ve lekad erselna ilâ ümemin min kablike fe ehaznahum bil be’sai ved darrai leallehum yetedarraûn. Senden önceki ümmetlere peygamberler gönderdik. Boyun eğip tevbe etsinler diye sıkıntı ve darlıklara uğrattık (Enam 42). ……. ve belevnâhum bil hasenâti ves seyyiâti leallehum yerciûn.  ……. Onları biz, bazen nimetlerle, bazen de musibetlerle imtihana çektik. Sonunda belki hakka dönerler diye (Araf 168).

Bütün bunları bir araya toplayıp genellersek imtihanın amacı ayetlerde tekrar tekrar belirtilmiş. Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ, ve huvel azî zul gafur. Allah Hanginizin daha güzel iş yapacağını görmek için hayatı ve ölümü yarattı. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır (Mülk 2). (Eyyüküm ahsenü amelen)Hanginizin daha iyi amel yapacağını görmek için. İş dediğimiz zaman, amel dediğimiz zaman sadece ibadet kastedilmiyor burada. Dünya hayatınızda yapacağınız işlerde hanginiz daha üstün başarı elde edecek ,hanginiz yaptıklarıyla Allah’ın rızasını kazanabilecek bakalım. Hanginiz inancında , iddiasında samimi açığa çıkarabilmek içindir imtihan (Ali imran 140).

İmtihandan maksat sadece bizim daha iyi insan olup, daha iyi işler yapabilmemiz içindir. İyi insan olmak zaten insan doğasına (yaratıldığı fıtrata) uygun bir yoldur. Biz bileceğiz ki imtihanın asıl amacı hangimizin daha iyi işler yapabileceğimizi gösterme fırsatıdır. Gerek zenginlikle, gerek fakirlikle, gerek darlıkla gerek sıhhatle olan imtihanın amacı hangimiz daha iyi şeyler yapacağız ortaya çıkması içindir (Enbiya 35). Bazı ayetlerde Allahtan başkasından ümitlerini kesip, Allaha dönsünler diye insanların kıskaca alıp sıkıştırıldığından bahsedilirken (Enam 42), bazı ayetlerde yeryüzündeki her şeyi öyle cezbedici kıldık ki kimin o güzelliklere kapılacağını, kimin de onları Allah yolunda değerlendirip şükredeceğini sınamaktan bahsedilir (Kehf 7). Hz. Ali: Kimin dünyası genişletilir de, bunun bir imtihan olduğunu bilmezse, o kişi akıldan yoksundur.

  1. Kullar içerisinde en çok fitneye uğratılanlar kimlerdir?

Kullar içerisinde en çok fitneye uğrayanlar Peygamberlerdir. Sonra derece olarak ona yakın olanlardır. Sonra ona yakın olanlar (Buharî, Maraz; Müslim, Birr). Çünkü İnsanların hayatına müdahale ettiğinizde tepkiyle karşılaşmanız kaçınılmazdır. Bir peygamberin toplumda gördüğü herhangi bir olumsuzluk karşısında susması caiz değildir. Bu nedenle insanlar tarafından en fazla belaya uğratılanlar Peygamberlerdir. Peygamberden sonra gelenler Peygamber seviyesinde olaylara müdahale edemedikleri için belaları daha azdır.

Letublevunne fî emvâlikum veenfusikum veletesme’unne minellezine ütülkitabe min kablikum veminellezine eşrakû ezen kesiran vein tasbirû vetettekû feinne zalike min azmil-umûr. Muhakkak mallarınızla ve canlarınızla imtihan olacaksınız. Kendilerine kitap verilen müşriklerden (onları düzeltmeye çalıştığınız için) eziyet verici birçok sözler işiteceksiniz..…. (Ali imran 186).

  1. İmtihanın temel özellikleri nelerdir?

Birincisi; imtihanın ne zaman başlayıp ne zaman biteceğine Allah karar veriyor.

İkincisi; imtihan sorusundaki hikmeti, arka planı her zaman göremeyebiliriz. Bu nedenle bizden isteneni yapma konusunda elimizden gelen çabayı göstermekle birlikte Allaha her konuda güvenip teslimiyet göstermeliyiz. Bizim için şer görünen hususlarda bir hayır murat ettiğini kesinkes bilmeliyiz.

Bu konuya Bakara Suresi’nden bir örnek verebiliriz. Faili meçhul cinayetle sınanan İsrailoğulları kan davasına tutulup birbirlerine düşmek üzereyken Peygamberleri vasıtasıyla Rab’lerine müracaat ederler. Allah Teâlâ onlardan herhangi bir inek bulup boğazlamalarını ister. Ancak bu iş çok zorlarına gider ; çünkü inek Mısır’da Firavun esareti altındayken kendilerine severek taptırılan bir tanrıdır.Bu sebepten ineği kesmemek için bahaneler ileri sürmeye başlarlar. İneğin rengi, vasıfları neler diyerek ipe un sermeye çalışırlar. Basit bir ineği kesmeleri yeterliyken giderek işi kendileri için zorlaştırırlar. Sonunda kesmek zorunda kalırlar. Onun bir parçasıyla faili meçhule kurban giden adama vurmaları istenir. Adam dile gelip katilini söyler ve problemleri çözülür. İki yüz seksen altı ayetle Kuran’ın en uzun suresine (Bakara Suresi) ismi konulmuş inek olayıyla aslında anlatılmak istenen imtihan sorularını Allah’ın ayetlerini yaşamak suretiyle cevaplamamız gerektiğidir. Ayette ineği kesmekle asıl kastedilen hayatınızda ne kadar şirk varsa ilginizi kesin deniyor. Herkes bir inek kesecek. Hayatında ne kadar günah varsa onu çıkarıp kesecek. İneğimizi kesmek suretiyle İlahi yardımı çağırdığımızda, ben bilmem ya Rab, her şeyi gören, bilen, her şeye hâkim olan Sensin diyerek teslim olmayı başardığımızda, kendi içimizde veya dışımızda, yakınlarımızın veya toplumumuzun hayatında çözemediğimiz problemlerin birer birer çözüldüğünü, anlamını yitirmiş olan hayatımızın canlandığını göreceğiz.

bakara-92

Üçüncüsü; imtihandan kaçamaz, imtihan yerini, zamanını ve sebebini kendiniz belirleyemezsiniz. Yunus as. kavmi davetini kabul etmeyince ben de başka insanlara anlatırım diyerek imtihan yerini terk ediyor. Bunun üzerine üç karanlık içerisinde; gecenin karanlığı, denizin karanlığı ve balığın karnındaki karanlık içerisinde mahkûm ediliyor. Hatasını anladığında bir bakıyor ki azabın geleceğini anlayan kavmi dönüş yapmış kendisini yollarda karşılıyor. Bizde de böyle oluyor. Allah anne veya babamızı hasta edip bize muhtaç ediyor. Huzur evine verip kurtulayım diyoruz. Bu sefer bırakıp kaçamayacağımız bir başka yakınımıza belayı veriyor. Sonuçta imtihanı karşılayıp iyi insanlar arasına karışmaktan başka çare yok.

Dördüncüsü; imtihan alanını, nerede ve nasıl yapılacağını Allah belirliyor. İmtihan alanı hayat. Meleklerin arasında, gökyüzünde imtihan olmuyoruz. Yaşadığımız yerde, hayatın içinde imtihan oluyoruz. Bu imtihanda başarılı olabilmemiz için hayat bilgisine ihtiyacımız vardır.

  1. Hayat kitabını anlamanın yolu hayat bilgisine sahip olmaktır.

Biz Müslümanlar olarak Kuran ve Sünnet okuduğumuz zaman ne görüyoruz ? Size hayat veren çağrıya icabet ediniz. Hayat Kitabımız, Rehberimiz. Bunu çokça tekrar ediyoruz. Ama hayatı bilmezsek hayatın kitabını da anlayamayız. Hayatın kitabını okurken hayatın kendisini de tanımamız gerekiyor. Eğer bunları birbirinden kopuk düşünürsek ne Kitabı ne de hayatı anlayabiliriz. Başka ideolojilere inananlar da öyledir aslında. Onlarda hayatta başarılı olmak istiyorsa hayatı tanıyacak, sonra kitap olarak neyi gördüyse onu tanıyacak. Hayatı tanımadan kitabı tanımak bize bir şey kazandırmıyor. Hayat bilgimizin yeterli olması gerekiyor. Çünkü imtihanı bu hayatta oluyoruz. Bir de insanların inançlarına her ne kadar okudukları kitaplar, çevre, anne baba etkilerse de en çok yaşadığı olaylar etkiler. İnsan yaşadığı olaylara bakarak bir inanç sistemi kurar kendi içinde. Eğer okuduklarıyla yaşadıkları örtüşürse inancı sağlamlaşır. Öğrendikleriyle yaşadıkları örtüşmezse sürekli şüphe içerisine girer. Çelişkiler yaşar ve inancını oturtamaz.

  1. Hayatı nasıl tanıyacağız?

Hayat bilgisi öğreneceğiz. Yaşadığımız hayatla öğrendiğimiz bilgileri karşılaştıracağız. Kitabı okuyacağız. Yaşadığımız olaylarla karşılaştıracağız. Hangi işi yapınca hangi sonuç çıkıyor karşılaştırıp hayatı öyle tanıyacağız.

İnsanlara ne kadar anlatırsan anlat fazla etkileyemezsiniz. Duyduklarını, gördüklerini unutabilirler. Ama yaşadıklarını kolay unutmazlar. Eğer bir şey yaşamışsa, yaşadığı olay onu sizin anlatacaklarınızdan daha çok etkiler. Bazı şeyler konuşarak görerek dinleyerek öğrenilemez zaten. İnsanlar ne kadar farklı olayla karşılaşırsa o kadar kalıcı bilgiye sahip olurlar.

Allah Teâlâ, Âdem ile Havva’yı cennete koymuş. Şeytana karşı dikkatli olun, çünkü sizin düşmanınız diye de uyarmış. Buna rağmen şeytan onları aldatmayı başarmış. Ama yaşayarak öğrendikleri zaman ancak faydalı olmuş.

Biz insanlara sürekli kulaktan bilgi aktarmaya çalışıyoruz. Ama yaşayarak öğrenenlerin öğrendiği bilgi en değerlidir. Tecrübe en değerli bilgidir Allah katında da. Onun için çocukların hata yapmasına izin vermeliyiz ki eğitebilelim. Yaşadıklarından örnek vererek bak şunu yaptın şöyle oldu diyebiliriz.

  1. İmtihana kabul edilmenin şartı nedir?

İmtihana kabul edilmenin şartı Âlemlerin Rabbi Olan ALLAH’a hamdetmektir. Memurluğa girmek için sınav açılıyor. Şu yaştan gün almamış olacak gibi sınava girmenin şartları belirtilir. Fatiha Suresi’nin ilk üç ayeti kulluğun dışından olan şartlarıdır. Yani imtihan salonuna girmenin, kayıt yaptırmanın şartlarıdır.

Bir imtihan salonuna girip imtihan olup mükâfatını alanlar vardır. Bir de dışarıda ekran başında izleyiciler vardır. İzleyiciler başarılı olsalar bile onlara herhangi bir mükâfat verilmez. Örneğin televizyonda yarışma programına kayıt yaptırıp katılmadan, izleyici olarak soruların tamamını cevaplamış olsalar da kayıtsız olduklarından bunlara başarmış sayılmaz. Bizim sınavdan bir sonuç alabilmemiz için oraya resmen kayıtlı olmamız gerekir. Ya da bir okula kayıtsız gidip gelenlere başarılı olsalar dahi diploma verilmez.

Ameller niyetlere göredir. Fatiha ilk üç ayet. Fatiha Suresi’n de ki ilk üç şartı Alemlerin Rabbi, rahman ve rahim, din gününün sahibi Allah’a hamdetme şartlarını yerine getirenler kulluk sınavına girebilirler. Yerine getirmeyenler, çok güzel şeyler yapsalar da, çok iyi insan olsalar da kayıt olmadıkları için onlara herhangi bir karşılık verilmez. İnsanların yaptığı imtihanlarda sadece sorulara verilen cevaplar yeterlidir puan almak için. Ama Allah’ın yaptığı imtihanda sadece doğru ritüel, doğru cevap vermek yeterli değildir. Bunları hangi niyetle yaptığımız da önemlidir.

İnsana bir zarar dokunduğu zaman Bize yalvarır. Sonra, kendisine tarafımızdan bir nimet verdiğimiz vakit, Bu bana ancak bilgimden dolayı verilmiştir der. Hayır! O bir imtihandır, fakat çokları bilmezler. Bunu onlardan öncekiler de söylemişti; ama kazandıkları şeyler, onlara fayda vermedi. Bunun için işledikleri kötülükler, onları musibete uğrattı. Bunların içinde zulmedenlerin de işledikleri kötülükler, başlarına gelecektir. Bu hususta Allah’ı âciz bırakamazlar. Bilmediler mi ki Allah, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğinden de kısar. Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için ibretler vardır.” (Zümer: 49-52)
Fecr suresinde (15-16) Ona biz bol bol nimetler verince Rabbim ikram etti. Allah işini biliyor. Zaten ben bu ikramı hak etmiştim. Benim kalbim temiz olduğu için, iyi niyetli olduğum için bana verdi diyerek kendinden bilir. Ama biz ona bol bol vermek yerine nimetleri bir ölçüye bağladığımızda, biraz kısıtladığımız zaman Rabbim bana ihanet etti der. Ben bu hale düşecek adam mıydım? Şu kadar kişiye yardım ettim. İyilik beklerken karşılığı bu olmamalıydı.  Allah benim yaptığım iyilikleri görmüyor, hata yapınca onu görüyor gibi yanlış düşüncelere kapılır.  Bu yanlış bir düşüncedir. Allah’ın birilerine torpil yapmaya, gününü göstermeye ihtiyacı yoktur. Bize bir menfaat varsa da kendimize zarar varsa da kendimizedir. Her iki halde de bizim iyi bir insan olmamız içindir.

  1. İmtihan hayatın kanunudur.

Hayatın kanunu şudur. Hiçbir şeye çalışmadan kavuşamayız. Herkes için çalıştığının karşılığı vardır.  Kavuştuklarımızı da çalışmadan koruyamayız. Hayatta istediklerimizi elde etmek için nasıl çalışıyor bir bedel ödüyorsak, Allah rızasını kazanmak için de bir bedel ödemek zorundayız. Bu bedelin adı imtihandır. Bedel ödemek her zaman zorluk, sıkıntı anlamına gelmez. Bollukla, rahatlıkla da imtihan olur insanlar.

Küllü nefsin zâikatul mevt ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneten ve ileynâ turceûn.Her canlı, ölümü tadar. Sizi bir imtihan olarak  kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz (Enbiya, 35).

E hasiben nâsu en yutrakû en yekûlû âmennâ ve hum lâ yuftenûn. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece “İman ettik” demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar (Ankebut 2).

Her insanın kaldırabileceği bir yük vardır. Bu yük onun gücü ve imkânları ölçüsündedir Kimseye kaldırabileceğinden fazla imtihan yükü yüklenmez (Bakara 286). Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak için insanları imtihan ederken bu sünnete uygun davranmalıyız. Örneğin insanlara orucu tavsiye edeceksek imsak ve iftar vakitleri belli olmalı, onların tahammül sınırlarının aşmamalı.

  1. İmtihan sorularımızın giderek ağırlaşmasının sebebi nedir?

Vele neblüvenneküm bir şeyin minel havfi vel cui ve naksim minel emvali vel enfüsi vessemerat. Ve beşşiril sabiriyn. Biz sizi korku ile açlık ile ürünlerden ve canlardan eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele. (Bakara 155).

Bu ayette şöyle bir mesaj veriliyor. Herhangi olumsuz bir imtihanla karşılaştığınız zaman doğru tavrı gösterirseniz, o konuda başka bir imtihana tabii tutulmazsınız. Eğer yanlış cevap verir veya ertelerseniz, imtihan daha da ağırlaşarak devam edecektir.

Örneğin korkuyla imtihan edildiniz. Korkuya rağmen siz doğru bir tavır gösterirseniz, yapmanız gerekenleri yaparsanız açlıkla imtihan edilmeyeceksiniz. Ancak ertelerseniz arkasından açlık gelecektir. O zaman yine ertelerseniz mallardan ve canlardan eksiltilmekle imtihan edileceksiniz. Bu imtihan siz doğru davranıncaya kadar sürecektir. Yağmurla karşılaştığınız zaman sığınacak bir yer bulursanız sığının. Bulamazsanız yağmurda ıslanmaya razı olacaksınız. Razı olmazsanız doluya tutulacaksınız.

Peygamberimiz s.a.s ’in hayatında yaşanmış bir olayı buna örnek verebiliriz. Ben-i Mustalik gazvesinde bir kuyudan su çekme konusunda sıra kavgası yaşandı. Peygamberimiz s.a.s asker arasında ihtilafı önlemek için ikindiyi kılmadan kalkın ve yürüyün diye orduyu yürütmüştü.Kimsenin beklemediği bu emir karşısında ordu direk toplanmış ve yola çıkmıştır. O yüzden Ayşe Validemiz de unutularak orada kalmıştır. Münafıkların eline büyük koz çıkmış, iftira olayı böyle gerçekleşmişti. Allah Teala’nın kanunu bu. Yağmurdan kaçarsanız, doluya tutulursunuz. Eğer orada sorunu çözmüş olsaydı bu sadece askerlere ve kendisine yönelik bir sorundu. Ama eşine iftira edilince kendi çabalarıyla çözemeyeceği bir sorun meydana geldi. Ta ki Allah ayetle bildirip Ayşe Validemizi temize çıkarıncaya kadar bu imtihan sürdü.

Biz de hayatta bir imtihanla karşılaştığımız zaman, karşılaştığımız anda orda değerlendirip, soracaksak, yardım alacaksak yardım alıp orada çözersek bu en kolay yoldur. Eğer öteler, yanlış kararlar verirsek daha büyük bir imtihan gelecek, onu da ertelersek daha da büyüğü gelecek, sorunlar artarak, ağırlaşarak devam edecektir.

Çocuğumuzu eğitmedik. Zamanında eğitsek biraz zorluğu olur. ilk zorluk daha kolaydır. Ama belli yaşlarda eğitimi vermezsek yaş ilerledikçe giderek daha da zorlaşır. Artık o imtihanı kazanma fırsatı da gider elimizden. Hatta çocuğumuzu da kaybedebiliriz. Birçok insan zamanında doğru davranışlara yönlendirilmediğinden dolayı kaybedilmektedir.

  1. İmtihanda kararlılık önemlidir.

İmtihanda kararlılık da önemlidir. Bakara Suresi’nde Talut ve Calut kıssası anlatılır. Allah bize bir kral tayin etsin. Gidip savaşalım dediler. Kral tayin edilince biz bunu beklemiyorduk, falanca kral olacak diye düşünüyorduk diye gitmeyenler oldu. Savaşa gidince Talut askerlerine Allah sizi bir nehirle imtihan edecek. Ondan bir avuç içen bendendir. Fazla içenler gelmesin, dedi. Bir kısmı da orada takılıp kaldı. Ordan geçenlerin bir kısmı da Calutun ordusunu görünce, buraya kadar geldik ama bu orduyla da savaşılmaz deyip döndüler. Biz Talut’u kral kabul ettik. Nehirden de geçtik. Allah bizden daha fazlasını istemesin. Bu kadarını kabul etsin dediler.

Burada şu anlatılıyor. Herhangi bir imtihana girdiğiniz zaman kafasında tereddütü, takıntısı olanlar, kararlı olmayanlar o imtihanı kazanamazlar. Herhangi bir konuda imtihana tabii tutulacaksak o imtihanın zorluğu olacaktır. Ama zorlukları görünce, bu kadar da olmaz diye vazgeçeceksek bu imtihan başarılamaz. O yüzden bu kapı kapatılmalıdır. İmtihanı kazanmak için, kesinlikle dışarıdan gelecek telkinlere, vesveselere kendimizi kapatmamız gerekiyor. Ben bu imtihanı kazanacağım diye kararımızı verdiysek, düşmanın sayısına bakmamalıyız. “Ya İstanbul beni alır, ya ben İstanbul’u” diyenler ancak İstanbullu fethedebilirler. Bütün güçlüklere rağmen, bunun tarihte örneği var. Kararlı, azimli, bilinçli, programlı az bir topluluk, kendilerinden daha büyük topluluklara karşı koyabilirler, diyerek kararlılığımızdan dönmemeliyiz.

  1. İmtihanına sabredenleri müjdele!…

İmtihan yüküne sabredenleri müjdele diyor ayet. Sabır ve tahammül farklı anlamlar içerir. Tahammül hamallıktan geliyor. Hamallık bilinçli bir seçim değildir. Bir yükü taşıyorsun, ya da sıkıntıyla karşılaşıyorsun buna katlanırsın bu tahammüldür. Ama sabır bilinçli bir eylemdir. Elimizde bir sermaye var. Sahip olduğumuz ömür, malımız, mülkümüz, sevdiklerimiz, enerjimiz bizim sermayemizdir. Karşılaştığımız sıkıntılara karşı biriktirdiğimiz bu sermayemizi gerektiği zaman gerektiği yerde, gerektiği kadar kullanmak üzere bilinçli bir şekilde harcamaya ‘SABIR’ denir.

Asr Suresi’nden Nas Suresi’ne Bağlantılar

Asr Suresi’nde, zamanı ve ömrü iyi değerlendirmek gerektiği vurgulanır. İman edip, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmek yerine bunun zıddını yapan kimselere ne olur  sorusunun cevabı Hümeze Suresi’nde dile getiriliyor. Kendi işleriyle uğraşmak yerine başkalarının dedikodusuyla uğraşanlar, mal ve mevkilerinin kendilerini ebedi kılacağını varsayarak sorumlu bir hayat yaşamak yerine hayata ve insanlara kibirle bakanlar, iyiliği yaygınlaştırmak yerine kötülükleri teşvik edenlerin ait oldukları yere, Cehenneme ’’BİR DAHA ÇIKMAMAK ÜZERE’’ atılmaları anlatılıyor.

Hemmaz ve gammazların, dünya varlığına güvenerek başkalarına dünyayı dar edenlerin cezası sadece ahirete mi ertelenir? Bu sorunun cevabı birebir  yaşanmış, dünyanın şahit olduğu bir olay anlatılılarak veriliyor  Fil Suresi’nde.  Ebrehe halkını iyiliğe yöneltmek yerine maddi refah elde etmek için Kabe’ye saldırıyor. Ebrehe’nin amacı insanların kalbindeki kutsalı yıkmak, yerine kendi kutsalını hakim kılmaktı. Ebrehe ve fillerden oluşan muazzam ordusu hiç beklemediği bir yerden yenilgiye uğratılıyor. Küçücük kuşların attığı taşlarla ‘YENİLMİŞ BİR EKİN YAPRAĞI’na çevriliyor.

Bunun neden yapıldığı Kureyş Suresi’nde ifade ediliyor. Bu surede Kureyş’liler kendilerini açlıktan doyuran, korkudan emin kılan Kabe’nin Rabbi’ne kulluk yapmaya davet ediliyor. Kureyşliler Ebrehe ordusunun yenilmesi için bir şey yapmadılar. Hiç bir katkıları yoktu ; ama Kabe’nin bekçileri oldukları için kendilerine bu destek verildi. Fil ordusu yenildikten sonra o güne kadar adam hesabına alınmayan Kureyş’in itibarı artıyor,çevredeki milletler tarafından seviliyorlar, yaz ve kış seferlerine çıkıp, emniyet içinde ticaret yapmaya başlıyorlar. Görülüyor ki Fil ordusu yenilmeden ezilenlerin önü açılmıyor. Bu Allah-u Teâlâ’nın kanunudur. Kanun böyle işliyor. O halde şartlar ne olursa olsun inandığımız değerlere sahip çıkmalıyız mesajı çıkıyor bu Sure’den. Bunun en taze örneğini 15 Temmuz olaylarında görüyoruz. Emperyalist güçlerin yönlendirmesiyle tanklarla, helikopterlerle, uçaklarla hücum eden hainlerin karşısına Allah-u Teala onların hiç beklemediği bir gücü çıkarıyor. Kalplerindeki korku giderilen halk tankların altına yatıyor ve bu alçakça girişimi engelliyor. Buradan anlıyoruz ki mukaddes değerlerine sahip çıkan insanlara destek veriliyor. Sonra bakıyoruz, ancak hainler ezildikten sonra hakları yenilen insanların önü açılıyor.

Bundan sonra nimetler artıyor. Bu nimetlerin bollaştığını gören münafıklar(BURDA MÜNAFIK OLARAK ZİKREDİLENLER SADECE İNANÇ KONUSUNDA MÜNAFIKLIK EDENLER DEĞİL,DAHA ZİYADE MADDİ MENFAAT PEŞİNDEN KOŞAN GRUPLARDIR) biz de nimete kavuşalım diye manevi değerlere sahip çıkmaya, kendilerini hakkın ve haklının yanında gösterip ibadet etmeye çalışıyorlar. Bazı kimseler bakıyorlar piyasada hangi ekol prim yapıyorsa onun peşinden gidiyorlar. Atatürkçülük prim yaparsa onun, Müslümanlık prim yaparsa onun peşinde gidiyorlar. Maun Suresi’nde ibadeti ruhundan uzak, şekilsel yapanlar kınanıyor.  Bu şekilde ibadete koşanların bir hayr elde edemeyecekleri vurgulanıyor.Hatta kendileri bir hayr elde edemedikleri gibi çevrelerine ve topluma da bir yarar ve hayr sağlamadıkları,yaptıkları tek şeyin bencilliği arttırmak ve yaygınlaştırmaktan ibaret olduğu görülüyor.

Bunun için sadece şekilsek olarak ibadetleri ifa etmek yeterli değil, Yalnızca Rabb’in için namaz kıl, kurban kes deniliyor Kevser Suresi’nde. Yaptığı her işi sadece Allah için yapanlar ancak kesintisiz hayra, iyiliğe, güzelliğe yani KEVSER’e ulaşabilirler. Bunun dışındakilerin elde edebildiği nimetler ebter’dir saman alevi gibi parlayıp sönecektir.

Kevser en başta Kur’an’dır, Sünnettir, Hikmettir. Yani Allah ve resulünün onayladığı yollar ve metotlardır. İyilik adına, dünya ve ahiret saadetine giden, sıkıntılardan kurtaran tek yol budur. Allah bize her konuda çözüm yolu göstermiş, Rasulü de pratiğe uygulamıştır diyerek Kevser’e sahip olduğuna inananlar, var olma ve bir şeylere sahip olma adına kâfirlerin yoluna da çözüm önerilerine de ihtiyaç duymazlar.

Kevser Suresi’ni okuyan, kesintisiz nimetin Allah’tan geldiğini anlayan insanlar; ancak kafirlere ben sizin taptıklarınıza tapmam diyebilirler. İnsanlar ancak Kevser’e sahip olduklarını anladıkları zaman bunu yapabilirler.

asere-i-mubessere-cennet-mujdelenen-sahabeler-92780

Bu tavır Kafirun Suresi’nde anlatılıyor bize. Böyle bir yolun varlığından habersiz kimseler Allah’a samimi ibadet edemezler. Kendilerine çare sunanların yollarını kabul etmekten başka çare bulamazlar. Bunun için insanlara Kevser’i tanıtmamız, başkalarına muhtaç olmadıklarını anlatabilmemiz lazımdır. Bunu anlatamazsak insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için başkalarına boyun eğecekler. Bir de kafirlere ‘’lekum dinikum’’ dediğimiz zaman bile bize bir şey demezler. Ne zaman sizin görüşünüz varsa benim de var. Sizin Rabb’iniz varsa benim de var. Sizin dininiz varsa benim de var (veliyedin) dediğimizde çatışma başlıyor.

Sizin dedikleriniz alın sizin olsun. Benim çözüm yolum var. Ben onunla sorunlarımı çözerim dediğimiz zaman Allah’ın yardımı ve fetih geliyor (Nasr Suresi). Allah’ın yardımı size ancak leküm diniküm veliyedin dediğiniz zaman gelir. Siz başkalarından beklenti içindeyseniz, onların dinlerini yaşıyorsanız, onların görüşlerine değer veriyorsanız yardım ve fetih asla gelmeyecektir.

Allah’ın yardımı geldiği zaman Ebu Leheb’in elleri kurur (Leheb Suresi). Ebu Leheb’lerin ne fikirleri, ne kazançları fayda eder. Maddi ve manevi elleri tamamen kurur. Dünyada fikir hamalı olanlar ahirette odun hamalı olurlar. Niye çünkü o kadın kocasının fikir hamalıydı. Kocam söylüyorsa doğrudur diyor, sorgulamıyordu. Kendisine ait olmayan, başkasının fikirlerini körükörüne sahiplenenler odun hamalı olurlar.

Böyle kimselerin ellerini kurutan, bütün bunları yapan İhlas Suresi’nde anlatılıyor.Deki o Allah’tır tektir. Bunları yapan Allah’tır. Eğer ihlas Suresi’ni okuduysanız Allah’ın sıfatlarını bilirsiniz. Onun kimseye muhtaç olmadığını, herkesin ona muhtaç olduğunu anladıysanız bildiğimiz bilmediğimiz hiçbir şeyin onun dengi olamayacağını da bilir, dini yalnızca Allah’a has kılarak ibadet edersiniz.

Bizler Dini yalnızca ALLAH’a has kılarak ibadet ederek  yaşadığımız zaman ise bundan son derece hoşnutsuzluk duyan  insan ve cin şeytanlar boş durmayacaklar. Bizi saptırmaya uğraşacaklar. Bizi zorlayarak, ya da bir şeyler vadederek engellemeye, karanlıklar içine çekmeye çalışacaklar.  Bu şeytanlardan korunmak için Muavezeyetn (Felak ve Nas) surelerini okuyacağız.

seytandan-korunma-yollariİnsanların Rabb’i Melik’i ve İlah’ı. Bunlar Allah-u Teala’nın sıfatlarıdır. Şeytan insanları bu üç sıfattan biriyle saptırmaya çalışır. Birinden saptırmayı başardı mı diğerlerini de başarır. Allah-u Teala’nın yukarıda ki zikrettiğimiz sıfatlarını ve anlamlarını bilen bir insan şeytanın saptırmalarından emin olur. Bu emin olmayı şu şekilde açıklayalım.Eğer şeytan bize bişeyler vaad ederek saptırma yoluna giderse Allah’ın vaadinin yanında şeytanın vaadlerinin bir hükmü olmadığını bilir.Eğer şeytan bizi korkutma yoluyla saptırmak isterse bunun sadece dünya hayatıyla kısıtlı olduğunu ; ama ALLAH’IN vereceği cezanın sonsuz ahiret hayatını kapsayacağını bilir şeytanın saptırmalarına karşı koyarız.

Saptırıcıların hilesinden kurtulmayı başardığımızda Allah’ın yoluna döndüm, bunun için Allah’a hamdediyorum diye Fatiha suresine dönüş yapıyoruz.