NAMAZ DUALARI VE TEFSİRİ SALAVAT DUALARI

 dua.jpg

 

SALAVAT DUALARI

Hicreten sonra Medine’de bir islam devleti kuran müs-lümanlar, özellikle beşinci yıldan sonra ardı ardına askeri ba­şarılar kazandılar. Bu durum,müslümanlara açıktan karşı çı­kamayan münafıkların kıskançlağını artırıyordu. İslam toplumunun inşasına ise hiç ara verilmeksizin devam ediliyordu. İşte bu dönemde evlilik ve boşanma ile ilgili İslami kurallar kondu. Miras hukuku belirlendi. İçki ve kumar yasaklandı. Ekonomik ve sosyal hayatın diğer yönleri ile ilgili birçok kural ve düzenlemeler getirildi. Bu hususta düzeltilmesi gereken en önemli şey, evlat edinme olayı idi. O zamanlar arap toplumunda, evlat edinilen bir çocuk, ailenin öz evladı gibi kabul ediliyor, mirastan ona da öz evlatlara ve­rildiği kadar bir pay veriliyordu. Bu gelenek, Bakara ve Nisa surelerinde Allah tarafından ortaya konulan miras, nikah ve boşanma kuralları ile çatışma halindeydi. Ayrıca islam kanunlarının ortadan kaldırmaya çalıştığı ahlaksızlıkların yayılmasına yardım ediyordu. Çünkü geleneklerin tanıdığı meşruiyetle izin verilen suni akrablık ilişkileri, gerçek akrabalık ilişkilerine karıştığında kötü sonuçlar veriyordu. Fakat böyle bir gelenek sadece sözle: “Evlatlık, öz oğul gibi değildir” demekle zihinlerden silinemez. İnsanlar bu ilişkilerin gerçek akrabalık ilişkisi olmadığını kabul etseler bile, evlatlık oğul ile evlat edinen kişi ile evlatlığının karısının evlenmelerine hala çirkin ve uygunsuz diye bakabilirler. Bunlarında ötesinde Allah’ın İlahlık hakkına bir saldırı yapılyor, Allah’ın mirasçı kılmadıkları mirasçı, Allah’ın akraba kılmadıkları akraba ve Allah’ın haram kılmadıkları haram kabul ediliyordu. Bu nedenle bu geleneğin bizzat Peygamber (sav) tarafından kaldırılması zorunluydu. Çünkü hiçbir müslüman, Peygamberin bizzat ve Allah’ın emri ile yaptığı bir şeyi çirkin ve iğrenç bu­lamazdı. Bulmamalıydı.

Bu nedenle Beni Kureyza kuşatması sırasında Hz. Pey­gamber a.s. bu emri yerine getirdi. Daha önceden evlat edin­diği Zeyd’in boşadığı karısı Zeyneb ile evlendi.

Evlilik gerçekleşir gerçekleşmez, Hz. Peygamber aley­hine bir yığın söylentiler yayılmaya başladı. Müşrikler, ya-hudiler ve münafıkların hepsi onun ardı ardına kazandığı ba­şarıları kıskanıyorlardı. Uhud’dan sonraki iki yıl içinde, Hendek savaşında ve Kurayza kuşatmasında aşağılanıp yenik düşmeleri onları çok sarsmıştı. Savaş alanında onu yenme ümitlerini de yitirmişlerdi. Bu nedenle bu evlilik meselesini bir fırsat bildiler ve bu olayın, onun asıl güç ve kudretini oluşturan ahlaki üstünlüğüne bir son vereceğini düşündüler. Bu nedenle Hz. Peygamberin (sav) Allah korusun gelinine aşık olduğu, evlatlığı olan Zeyd’in de bunu öğrenince karısını boşadığı ve onun da gelini ile evlendiği şeklinde hi­kayeler uydurdular.

Fakat bu söylenti çok saçmaydı. Hz. Zeyneb, Pey­gamberin halasının kızıydı. Çocukluğundan beri onu tanıyordu ve bir görmede aşık olması sözkonusu olamazdı. Öte yandan, evlatlığı Zeyd ile Zeyneb’in evlenmesine bizzat o önayak olmuştu. Çünkü toplumda halen varolan soy sop asabiyetini yıkmak işitiyordu. Zeyneb’in ailesi, Kureyş’in soylu bir ailesine mensub olan kızlarını, azad edilmiş bir köleye vermek istememişlerdi. Hz. Zeyneb de bu evlilik teklifinden hoşnut olmamıştı. Fakat herkes kendisini hz. Peygamberin emrine uymak zorunda hissediyordu. Evlilik gerçekleştirildi ve bununla Arabistan’da İslamın azadlı bir köleyi Kureyş’li bir soylunun statüsüne çıkardığını gösteren bir örnek ortaya konmuş oldu. Eğer Hz. Peygamber (s.a.v.) Hz. Zeyneb’i istemiş olsaydı, onu Zeyd ile evlendirmez, kendisi onu nikahlayabilirdi. Fakat bütün bunları öyle abartıp yaydılar ki, bazı müslümanlar bile bu uydurma haberlere inanmaya başladılar. Hatta müslümanlar Peygamberimiz a.s. keşke bu kadınla evlenmeseydi, başka kadın bulamadı mı? yahudilere münafıklara fırsat verdi. Böyle yapmamalıydı demeğe başladılar Günümüzde de aynı şeyler oluyor bir müslüman Allah’ın izin verdiği ancak toplumun hoş karşılamadığı bir şey yapacak olsa hemen o işi yapan müslüman, dedikoduya fırsat veriyor gerekçesiyle eleştirilir. Ama bunun yanlışlığı herhalde anlaşılmıştır. Çünkü o müslümanı kınamak aslında o işin yapılmasına izin veren Allah’ı kınamaktır.

O sıralar Peygamberimiz geçim sıkıntısı içerisindeydi. İlk dört yıl boyunca Hz. Peygamberin hiçbir gelir kaynağı yoktu. Hicri 4. Yılda Beni Nadir kabilesinin sürgün edilmesinden sonra, onların topraklarından bir kısmı, Allanın emri ile Hz. Peygamberin kullanımına ayrıldı. Fakat bu da onun ailevi gereksinimleri için yeterli değildi. Diğer taraftan Peygamberlik görevi o kadar ağırdı ki, bedeninin, zihninin ve kalbinin tüm enerjisini ve zamanının tümünü harcamasını gerektiriyordu ve hayatını kazanacak zaman ve enerjisi kalmıyordu. Ekonomik zorluklar nedeniyle eşleri kendisini huzursuz ediyorlar, ondan harcamaları için para istiyorlardı.

Allah şöyle buyurdu: innellahe ve melaiketehu yu-sallune alen-nebiyyi. Ya eyyühelleziyne emanu sallu aleyhi veselimu teslima: Muhakkak Allah ve Melekleri, Peygambere salat etmektedirler. Ey iman edenler, siz de ona saiat edin ve içtenlikle selam edin. (Ahzab: 56).

Yüce Allah bu ayetlerle: “Ey kafirler, siz onu le­keleyerek gözden düşürmek için ne kadar iftira atarsanız atın. Bu konuda başarısızlığa uğrayacaksınız. Çünkü ben ve meleklerim ona salat ediyoruz. Benim rahmet ve bereketim onunla birlikte iken ve meleklerim “Ey Alemlerin Rabbi, Mu-hammed’i daha yüce makamlara çıkar, Onun dinini yay ve geliştir, “diye geçe gündüz dua ederken, sizler fitne ve tu- zaklarınızla Peygamberime hiçbir zarar veremezsiniz. O halde ey Allah’ın Resulü Muhammed a.s. vasıtasıyla doğru yola ulaşanlar. Siz de onun değerini takdir etmeli ve ona karşı kafirlerin ona olan düşmanlıklarından daha fazla sevgi beslemelisiniz. Onun iyiliğini istemeli ve “Ey Alemlerin Rabbi, senin Peygamberin nasıl bize karşılıksız nimet ve lütüflarda bulunmuşsa, sen de ona sınırsız ve sonsuz Rahmetini gös­ter, Onu bu dünyada en yüksek makamlara ulaştır ve Ahi-rette sana en yakın olma şerefini bahşet” diye dua et­melisiniz.

Bu emir geldiğinde sahabeden bir çoğu Hz. Pey­gambere (sav) gelerek”Ey Allah’ın Resulü, bize nasıl selam vereceğimizi öğrettin. Fakat biz sana nasıl salat edeceğiz? “diye sordular. Bunun üzerine Peygamber efendimiz onlara aşağıdaki dualarda öğretilen şekilde salat etmelerini emretti:

 

salli.jpg

“Allahümme salli ala Muharnmedin ve ala âli Mu­hammed. Kema salleyte ala İbrahime ve ala âli İbrahim. İnneke ha m id ün mecid”.

Salavat dualarını peygamber efendimiz ve onun al’i için okuyoruz. Ahzab: 56. Ayete göre her müslümanın Pey-gamberemize salat etmesi farzdır. Peygamberimizin isminin anıldığı her yerde salavat okumak ise vaciptir. Bunun ha­ricinde peygamberimize salavat okumak bize hem sevap kazandırır hem de onun şefaatına ermemize vesile olur. Fakat bunların manalarını bilerek okumak çok önemlidir. Manası ise şöyledir: Ey Allahım, Muhammed’e ve O’nun aline salat eyle.Tıpkı İbrahime ve O’nun aline salat ettiğin gibi.Muhakkak sen Hamid’sin, Mecid’sin.”

Salavat, Allah’tan kula olduğu zaman bağışlama, mer­hamet, lütuf ve ikramdır. Allah size salat edendir. Melekleri de size salat edendir (Ahzab-33). Kullardan Allah’a olduğu zaman ise duadır,, ibadet manasınadır.

Salavat getirmekle, ilk olarak; Rabbimizin “Ey mü’minler, ey ahiret gününe inananlar! Peygamberime salat edin” emrine uyuyoruz. Biz Peygamber efendimiz için namazda dua ediyoruz. Namazda okuduğumuz tahiyyatın en sonunda getirdiğimiz şehadet cümlesinde melekler “Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav) nin onun kulu ve resulü olduğuna şahitlik ediyorlardı. Biz de namazlarımızda şahadet ederken Allah’ tan başka ilah olmadığına ve Peygamber efendimizin Allah’a kulluğu ve Rasüllüğünü hakkıyla yerine getirdiğine şahitlik yapıyoruz.

Şahadetten hemen sonra

 

ALLAHÜMME: Ey Allah’ım”, diyoruz. SALÜ ALA MU-HAMMEDİN: Muhammed’i yücelt” Gerçekten o sana hak­kıyla kulluk yapmış ve risalet görevini yerine getirmiştir. Senden aldığı emri, vahyi bizlere ulaştırmış ve hem de bu ayetlerin hayatımıza nasıl tadbik edileceğini pratik olarak bize göstermiştir. Öyleyse ya Rabbi, Muhammed1 e salat eyle, onun şanını yücelt.

Fakat Rabbimiz, bu dünyadan göçüp gitmiş olan pey­gamber efendimizin şanını nasıl yüceltecek? diye bir soru aklımıza gelebilir. Rabbimizin peygamberi (a.s.) in şanını yüceltmesi demek ahiret alemindeki derecesini yükseltmesi, kendi katındaki lütuflarını, ikramlarını çoğaltması demektir. Peygamber efendimizin getirmiş’ olduğu dinini yayması ve geliştirmesi demektir.

 

VE ALA ALİ MUHAMMEDİN: Muhammed’ in alinede salat et.

Peki Muhammed’in Âl’i ne demektir. Bazıları Mu-hammedin a’li onun ev halkıdır’demişler. Bir kimsenin ehli dendiği zaman, dostu yada yardımcısı olsun olmasın o kimsenin akrabaları, aile halkı anlaşılır. Halbuki burada al kelimesi geçmiştir. Bir kimsenin Âli dendiğinde, akrabası olsun olmasın o kimsenin arkadaşları, dostları ve yardımcıları anlaşılır. Kur’an Â’li Firavn kelimesini bu manada kullanır. O halde A’li kelimesi sadece Hz. Peygamberin ev halkını değil, O’nu takip eden ve O ‘nun sünnetine uyan herkesi içine alır. Muhammed (sav)’in yolunda olmayan kimseler, O’nun ev halkından, akrabasından bile olsalar Â’li Muhammed de­ğildirler. Bunun tam tersine O’nun yolunda gidenler, O’nunla uzaktan bile hiçbir akrabalıkları olmasa da A’li Muhammed’ dendirler. Yani Â’li Muhammed, Muhammed ümmeti demektir.

Bir duada samimiyetin ölçüsü, onu gerçekleştirmeyi ne kadar istediğimizdir. Eğer gerçekten Allahln dini, Allahın re­sulünün sünneti, onun şanı yükselsin diye dua ettiğimiz halde, bu şekilde çalışmıyorsak, Allah katında yalancılıktan kurtulamayacağız demektir.

Bizler namazda diyoruzki “Allahümme salli ala mu-hammedin ve a’li Muhammed: Ey Allahım, Muhammedi ve A’lini yücelt. Ya Rabbi onları hoşnut eyle. Onlara salat eyle diyoruz” Allanın salat ettiği insanlar elbette rezil insanlar olmayacaktır. Allanın salat ettiği insanlar, Allah’ın yücelttiği insanlardır. Allah’ın salat ettiği toplumlar, Allah’ın yücelttiği toplumlardır. Öyleyse ben salat etmekle: Allah’ım sende biliyorsun ki namazımla, orucumla, zekatımla, ticaretimle, siyasetimle, düğünümle, aile anlayışımla, çocukları terbiye edişimle, Peygamberimin ve ümmetinin şu dünyada yücelmesini, huzurlu yaşamasını ve bu dünyadaki gayretinin sonucu anirette senin rahmetin vesilesiyle yüceltilmesini, cennette en güzel ikramlara nail olmasını istiyorum. Ya Rabbi, işte ben çalışıyorum, gayret ediyorum ve sana da yal­varıyorum. Ben üzerime düşen bütün vazifeleri yaptıktan sonra bu konuda senden yardım etmeni istiyorum” demektir.

Bu şekilde neyi istediğimizi ortaya koyduktan sonra, Rabbimizden nasıl bir salat istediğimizi belirtiyoruz.

KEMA SALLEYTE ALA İBRAHİME VE ALA Â’Lİ İBRAHİM: Tıpkı İbrahim (as)’a ve onun ümmetine salat ettiğin gibi salat eyle yarabbi. İbrahim (as)’a ve ümmetine nasıl salat ettiysen, onları nasıl yücelttiysen, Peygamber efendimizi ve onun ümmeti olan bizleri de o derece yücelt Yarabbi, diyoruz.

İbrahim (as) Rabbinin nimetlerine şükrederdi. Rabbi de onu seçti ve yola eriştirdi (Nahl:22). İbrahim (as) birtakım im­tihanlardan geçirilip bunları başardı. Bunun üzerine Allahu Teala İbrahim (as)’a şu şekilde salat etti, O’nu insanlara imam kıldı. İbrahim ve ismail (as), kabenin duvarlarını yükseltirken “Rabbimiz şu amelimizi bizden kabul eyle. Bizleri müslüman kıl ve bizim neslimizden öyle bir peygamber getir ki senin kitabını okusunlar, senin ayetlerini yaşasınlar, in­sanlara öğretsinler, onları içine düştükleri pislikten temizlesinler” diye dua etmişlerdi. Rabbimiz onların dualarını kabul ederek salat etti. ibrahim (as)’ in soyundan birçok pey- ■ gamberler ve ahir zaman nebisi Hz. Muhammed (as)’ı gönderdi. Dünyada ve ahirette seçkinlerden kıldı(Bakara:)124-132). Peygamber Efendimiz “Ben atam ibrahimin duası, kardeşim İsa’nın müjdesi ve annem Amine’nin rüyasıyım” diyerek bu gerçeğe işaret etmiştir. Bizler halen ibrahim(as)’ın bir çok sünnetlerini işlemeye devam ediyoruz. Hacca gittiğimizde, onun bina ettiği kabeyi, onun yaptığı gibi tavaf ediyoruz. Onun namaz kıldığı yerde, makam-ı İbrahimde namaz kılıyoruz.

“Yarabbi, İbrahim ve ümmetine salat ettiğin gibi salat et İbrahim (as)’ın soyundan nasıl sayısız peygamberler gön-derdiysen, Muhammed (as)’ın ümmetinin içerisinden o pey­gamberlerin sünnetini ihya edecek alimler yetişir. Öyle alim­ler gönder ki o alimler insanlara senin kitabını okusunlar, senin ayetlerini yaşasınlar, insanlara öğretsinler, onları içine düştükleri pisliklerden temizlensinler”.

İbrahim (as) bizim gibi mal mülk bırakma endişesiyle değil de “Ya Rabbi, o gelecek olan nesilden bir peygamber gönder diye dua ediyordu”. Demek ki atalar evlatları için ahirette istikbal bırakma endişesinde olacaklar. Eğer salih bir evlat bırakılırsa, amel defterleri kapanmayacaktır. (Müslim ve Diğerleri Vasiyet Bahsi) Çünkü arkasında bıraktığı salih evlat onun ardından dua edecektir. Yapmış olduğu güzel amelleriyle atasına rahmet okutacaktır.

Bu duayı okuyan bizler, bu amaç için çalışacağız .Ki­tabımızdan İbrahim (as)’ın ve onun neslinden gelen pey­gamberlerin siyretini öğrenerek, bunlar gibi olmaya, çocuklarımızı bunlar gibi yetiştirmeye çalışacağız. Allanın dinini ve peygamberin sünnetini kim yüceltecek dendiğinde, sağına ve soluna bakmadan, ben varım diye ortaya atılacağız.

Yüce Allah peygamberimize salat etmeyi bize em­retmekle, ona hizmet etmemizi, onun yücelmesi için çalışmamızı istemiş. Halbuki toplumda yaygın olan salavat anlayışı Peygamberi kendisine hizmet ettirerek insanların kendilerini üstün getirmeye çalışmaları yönündedir. Mesala herhangi bir hastalıktan kurtulmak, imtihanda başarılı olmak, işinin rast gitmesi için Peygambirimizin isimlerini yazarak taşımak ya da (4.444 kere) salat-ı nariye okumak gibi uygulamalar yanlış bir safavat anlayışı olup doğrudan doğruya sihirbazlıktır. Aksine bu salatı okuyan bizler, dükkanımızda bulunan eşyalardan, arabamızda bulunan resimlerden, yaşadığımız hayattan acaba Resullallah a.s. razı olur mu? diye düşüneceğiz. Bir düğün yaptığımızda, bir işe elimizi attığımızda acaba bu yaptıklarımla peygamber efendimize salat mı ediyorum yoksa onun dinini, onun sünnetini bal­talıyor muyum? diye tefekkür edeceğiz. Söylediklerimizle yaptıklarımız birbirine zıt olmayacak.

Bir taraftan “Yarabbi, Peygamberimize ve onun üm­metine salat eyle. Onları yücelt. Aziz et” diye dua ettiğimiz halde, diğer taraftan üzerimize hiçbir sorumluluk almamak olmaz. Bir yandan salavat okuyup diğer yandan “Allahım biz yapacağımızı yapıyoruz. Namazımızı kılıyoruz. Orucumuzu tutyoruz, vs. vs. O Peygamberi sen yüceltiver. Bizim başka işlerimiz var. Bizim dükkanımız,okulumuz, markımız var” diyemeyiz. Salavatla Peygamber efendimizin hoşnut olmasını isterken, çocuklarımızı onun sünnetini yaşatacak kimseler olarak yetiştirmeye çalışmamamız iki yüzlülüktür. Böyle bir duruma düşmemek için salatın anlamını çok iyi bilip, hayatımızı ona göre düzenlememiz gerekmektedir.

Bir de Peygambere salat etmek onun hoşnut olmasını istemek olduğuna göre; Peygamberimizin hangi amellerden, hangi çalışmalardan hoşnut olduğunu iyice öğrenmemiz ge­rekiyor. Bu bilgileri Peygamber Efendimiz ve onun ashabı hakkında uydurulmuş efsanelerden, asılsız hikayeler ve şi­irlerden değil, Allah’ın kitabından ve Peygamberimizin sahih sünnetinden öğreneceğiz. Yoksa onu hoşnut edeceğiz derken kızdırabilir, onu yücelteceğiz derken küçültebiliriz. Unut­mayalım ki her türlü kötülük cahillikten doğmaktadır. Peygamberimiz bu gerçeğe işaretle “Alimin uykusu, (bilmeden ibadet eden) abidin ibadetinden hayırlıdır” buyuruyor. (Tirmizî İlim Bahsi).

Eğer bizler okuduğumuz salavatta samimi isek, onun dinini, onun sünnetini yüceltebilmek için kendi kafamızdan öl­çüler koymayacağız. Bazılarına göre bu ümmetin yücelmesi teknolojiye sahib olmak, bazılarına göre zengin olmak, bazılarına göre şu veya budur. Her konuda olduğu gibi burada da yapmamız gereken tek şey, Rabbimizin koyduğu ölçüyü tanıyıp Peygamberimizi ona göre yüceltmemizdir.

Allah’ın yardımı peygamberine salat edenleredir. Allah’ın rahmeti O’nu ve sünnetini yaşatmaya çalışanlar içindir. Zaten salat, Peygambirin, Allah’tan sonra ümmete en büyük nimetler veren kimse olduğunu idrak eden her müslümanın tabii duasıdır. Bir kimse iman ve islamın değerini ne kadar iyi anlarsa, Hz. Peygamberin (sav) bu ümmete verdiği nimetlerin değerini de o derece iyi anlar. Bir başka deyişle salat, Hz. Peygamberin (sav) dinine olan bağlılığını ve onun imanın nimetlerini kavrayıp kavarayamadığının ölçüsüdür. Bu yüzden Peygamberimiz: “Bana çok salat gönderen kimse, kıyamet gününde bana yakın olmayı hakedecektir” buyuruyor (Tirmizi).

En sonunda diyoruz ki:

 

İNNEKE HAMİDÜN MECİD; Ey Allahım, sen hamid’sin, Mecid’sin. “Yarabbi hiç şüphesiz sen övgüye layık olansın. Çok yüce olansın. Yani tüm bu sayılanları ve sayamadıklarımızı biz gerçekleştirmek istiyoruz. Ancak senin yardımın olmadan bunları yapamayacağımızın farkındayız.

Bize yardım edecek, muvaffak kılacak yegane varlık sensin. Sen herşeye kadir olansın”.

Peygamber efendimizin öğrettiği salavat dualarından biri de “Allahümme barik” duasıdır.

 

barik

ALLAHÜMME BARİK ALA MUHAMMEDİN VE ALA ÂLİ MUHAMMED: Ey Allahım Muhammed’e ve O’nun ümmetine bereket ihsan eyle! Onları mübarek kıl. Kema barekte ala İb-rahime ve ala a’li İbrahim: Tıpkı ibrahim(as) ve O’nun üm­metini mübarek kıldığın gibi. İnneke hamidün, mecid: Muhakkak sen, hamidsin, mecidsin.

Bereket, bazılarının anladığı gibi, çok çocuk, çok para, çok mal demek değildir. Bütün bunlar insanı azdırır, ce­hennemin yolunu açarsa asla bereket değildir. Bereketin anlamı:Kişideki birikimlerin onu cennete götürecek bir özellik kazanmasıdır. Bir kabul görme, mübarek olma demektir. Mübarek olan bir şey allah katında kabul olmuştur. Bereket, insanlarla cehennem arasına konulmuş bir barikattır. Zaten insanları cennete taşıyan şeyler Allah’ın kendilerinden razı olduğu şeylerdir. Bereket hayırlı çokluk demektir.

Ey Allahım Muhammed ümmetini de bereketli kıl. Be­reket hayırlı çokluk demekir. İki türlü çoğalma vardır. Birisi sayısal olarak çoğaltmak, diğeri kalite olarak çoğaltmaktır. Yani birisi nüfus yoluyla çoğaltmak, diğeri ise insanları irşad etmek suretiyle şuurlu kimseleri çoğaltmaktır.

: Öncelikle Muhammed ümmetini nüfus olarak ço­ğaltacağız. Namazlarımızda “Allahım Muhammed ümmetinin sayılarını artır” diye dua ettiğimiz halde, onun çoğalması için çalışmıyor da aksine nüfus planlaması adı altında Muhammed ümmetinin kökünü kesmeye destek veriyorsak, bizim salavat okumamız nereye gitti. “Allahım Muhammed ümmetinin şuurunu artır. Şuurlularını artır” diye dua ettiğimiz halde. Muhammed (sav)’ın bir temsilcisi olarak insanların arasına karışıp, onun dinine şuurlu insanlar kazandırmak için davet çalışmaları yapmıyorsak, bizim salavat okumamız nereye gitti. Bizler hem Allah’a secde eden, Pey­gambere salat eden insanların çoğalmasına gayret edeceğiz hem de Allah’ın yarattığı dünyada yaşayıp, onun yarattığı rı-zıklardan yediği halde şeytana kulluk eden, şeytana salavat okuyan, tağutların çoğalmasına çalışan insanları islamın sa­fına çekerek Muhammed(sav)’e salavat okuyan insanlar ha­line getireceğiz. Ayinesi iştir kişinin lafına bakılmaz. Sa-lavatımızda samimiyetimizi ancak böyle ortaya koyabiliriz. Yoksa “Allahım beni bu İşe karıştırma. Ben dükkanımla, tezgahımla, çocuklarımla, hanımımla uğraşayım. Ben pikniğe gideyim, villalar yaptırayım, son model arabalar alayım; müs-lüman en iyi evde oturmalı, en iyi arabaya binmeli” diyerek Muhammed ümmetinin sayı ve kalite açısından çoğalması için çalışmayanlardan olmaktan Allah’a sığınırız. Bizim çabamız bu ümmetin çoğalması, bereketlenmesi yolunda olmalıdır. Bizim çabamız, Allah’ı razı ederek cenneti kazanmak olmalıdır. Elimizle, dilimizle ve tüm kalbimizle: “Ya Rabbi, Muhammedi   ve  onun   ümmetini   bereketlendir,   mübarek kıl’…”

KEMA BAREKTE ALA İBRAHİME VE ALA ÂLİ  İBRAHİME : Tıpkı İbrahim(as)’ın en büyük mücadelesi putlara karşı kıyamıydı. Bizi de hayatımızda Allah’ın yolundan alıkoyan putlar varsa onları parçalayacağız İbrahim(as) gibi. Önce namazla kendi içimizde kıyam edeceğiz. Namaz ve zekatla içimizi her türlü paslardan, sahte inançlardan, batıl din-

lerden ve uydurma tanrılardan temizleyeceğiz. Sonra, Allah’tan başkasını “ilah, rabb, melik” kabul etmemek üzere kıyam edeceğiz. Yalnızca Allah’a ibadet etmek üzere rüku ve secde eden insanlarla kardeşlik bağlarımızı kuvvetlendireceğiz. İçimizdeki ve dışımızdaki putları parçaladığımız zaman Rab-bimiz bizi tebrik edecek, yaptığımız amelleri mübarek kılacak ve bizlerden razr olacaktır.

Bizler rastgele herbir iş yapana varıp ta Aliah mübarek etsin diyemeyiz. Bunu ilk önce gözden geçireceğiz. İbrahim (as)’ın sünnetine uygun mu? Muharnmed (as)’ın sünnetine uygun mu? Peygamberimiz bunu tebrik etmiş mi? Mu-hammed (as) şu anda burada olsaydı bu yapılan işi tebrik eder miydi yoksa etmez miydi? Gözden geçireceğiz. Namazda salavat okuduğumuz için Muhammed ümmetine uygun olan işleri tebrik etmemiz gerekmektedir. Eğer gerçekten namazda okuduğumuz salavatta samimi isek, İslama uygun olmayan düğünlere mübarek olsun diyemeyiz. Yapacağımız şey güzel bir üslupla, bu yaptıklarının doğru olmadığını, en güzelinin İslama uygun düğün yapmak ol-duğunu söyleyerek onları uyaracağız.

 

 

 

 

İNNEKE HAMİDÜN MECİD: Şüphesiz sen hamidsin, çok yüce olansın ya Rabbi. “Biz Muhammad ümmetinin be­reketli olması için çalışacağımıza söz veriyoruz. Bu konuda da yardımı senden istiyoruz. Sen varlığın diliyle öğülen, ham-dedilmeye layık olansın. Sen şanı ve şerefi yüce olansın. Hiçbir kuvvet tarafından mağlub edilemeyesin. Güzel işlerinden dolayı öğülüp sevilensin. Bize yardım et. Bizi hem dünyada hem ahirette aziz et. Ümmeti Muhammed’in sayısını ve kalitesini çoğalt ya Rabbi. Bizi salat edenlerden ve cennette Peygamberimize komşu olanlardan et, ya Rabbi”.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s